KONAK İLÇESİNİN ADI NEREDEN GELİYOR?

KONAK İLÇESİNİN ADI NEREDEN GELİYOR?

İzmir Derebeyi Katipzade Mehmet Çelebi, 1700’lerde meydanda denize nazır bir konak inşa ettirir ve Konak ismi böylece ortaya çıkar.

Vali Halil Rıfat Paşa da kendi ismini taşıyan caddeyi imara açtı. Arapfırını: Mısırlı bir siyahi gelip bu semtin köşe başında simitçi fırını açtı. Konakİzmir Derebeyi Katipzade Mehmet Çelebi, o dönem meydanda denize nazır bir konak inşa ettirdi. Bu isim böylece ortaya çıktı

9 Temmuz 1984 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 3030 Sayılı Büyükşehir Belediyeleri’nin yönetimi hakkında kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hakkında kanun yürürlüğe girmesiyle Konak Belediyesi 1984 yılında Merkez İlçe belediyesi olarak kurulmuştur. 04.07.1987 tarihli Resmi Gazete ‘de yayımlanan 3392 Sayılı 103 İlçe Kurulması Hakkında Kanun ile de Merkez İlçe Belediyesi Konak Belediyesi olarak değiştirilmiştir.

KONAK İLÇESİ’NİN ANTİK ÇAĞ HAZİNELERİ

Homeros ve Meles Çayı

Büyük İskender’in Kadifekalesi

Roma Agorası
İZMİR’İN BÜYÜK HEMŞERİSİ HOMEROS

İlyada ve Odysseia isimli efsanevi yapıtları günümüze kadar ulaşmış olan tarihin ilk ve en büyük şairi Homeros, İzmir’de doğmuştu. İ.Ö.750-700 yılları arasında yaşadığı ileri sürülen Homeros kadar gelmiş geçmiş tüm dünya halklarını etkilemiş bir başka ozan daha yoktur.

Homeros, destanlarını bir Anadolu lehçesi olan İyonca-Aiolca karışımı bir üslupla söylemiştir. İyonya ile Aiolya’nın sınır kenti İzmir’dir. Bu sözlü şiirler daha sonra yazıya geçirilmiştir.

Homeros’un en ünlü lakabı ‘Melesigenes’, yani ‘Meles Çayı’nın Çocuğu’ dur. Meles Çayı da İzmir’de olduğu için, Homeros’un yazdığı ve Anadolu uygarlıklarının en eski tarih ve kültür kaynakları olan ‘İlyada’ ve ‘Odysseia’ Destanları, dünya edebiyatının en çarpıcı metinleri olarak günümüz yaşamında etkisini tüm şiirselliği ile sürdürmektedir.    

HOMEROS’UN LİR ÇALDIĞI MELES ÇAYI

Aristotales, Homeros’un doğumunu şöyle anlatır: ‘Anadolu’ya İyon göçleri sırasında İos Adası’nın bir kızı olan Kriteis, bir ilah tarafından hamile kalır. Bu kadın Egina’ya kaçarsa da korsanlar, kadını İzmir’de Lidya Kralı Maion’a sunarlar. Kral, kadına âşık olur ve onunla evlenir. Bir süre sonra Kriteis, Meles Çayı kenarında Homeros’u doğurur ve akabinde ölür. Maion bu kendinden olmayan çocuğu büyütür ve ona doğduğu yeri vurgulayan ‘Melessigenes’ (Meles’in Çocuğu) ismini verir. ‘Antikçağın çeşitli yazarları Homeros’un yaşantısı hakkında farklı sözler söylemelerine karşın birleştikleri iki önemli konu vardır: Kör olan Homeros, İzmir doğumludur ve bu şair Meles Çayı’nın kıyısında şiirlerini söylemiş, çayın denize kavuşmak için kıvrıla fışkıra ilerlediği yörelerde lir çalarak destanlar şakımıştır. Eski yazarlar, sözü geçen Meles Çayı’nın günümüzdeki Halkapınar Çayı olduğu konusunda birleşmişlerdir. Ancak, modern çağın yazarları, tarihçileri ve arkeologları, Meles Çayı’nın Kemer Çayı olduğu konusunda bir eğilime sahiptirler. Yaşamını İzmir’de geçiren, Roma döneminin ünlü söylevcisi Aristides, bakın Meles Çayı’nı nasıl anlatıyor: ‘Deniz perilerine ismini veren ve kaynağından denize kadar yatağını kazan Meles, kentin kapıları önünde kolunu uzatır. Kaynadığı yer, denize doğru suları akan bir hamamdır(Diyana Hamamları). Meles, mağaraların, evlerin ve ağaçlık korulukların arasından geçip gider. Meles çağıldamaz, bunun dalgaları sessiz ve usulca denize kavuşur. Bazen, denizin dalgaları köpürünce Meles’in dalgaları geri bile çekilir. Meles’in her tarafı balıkla doludur. Yaz, kış aynı seviyededir. Ne kurur ne de kükrer. Meles, serseri değildir, yatağını terk etmez. Çünkü İzmir’in aşığıdır. O’nun amacı, şehri öpe koklaya, yavaş yavaş sevişerek, denize ulaşmaktır.’

BÜYÜK İSKENDER, KADİFEKALE’DE

Önemli bir uygarlık tarihi araştırmacısı olan Prof. Dr. Server Tanilli,’Büyük İskender Gerçeğini” şöyle açıklar: ‘İsa’dan önce 336-323 yılları arasında bir dünya imparatorluğu kuran, Batı ile Doğu’yu devleti içinde birleştirmeyi amaçlayan ve ‘Helenistik Uygarlık’ diye bir dönemi yaratan Makedonyalı Büyük İskender, antik çağın en ünlü kişilerinden biridir. Ege Denizi’nden İndus Havzası’na, Libya Çölü’nden Hazer Denizi’ne kadar yayılan geniş imparatorluğu ile bütün fetihlerini gerçekleştirdiği zamanın kısalığı, çağdaşlarının belleğinde silinmez bir iz bıraktı ve yığınla efsanenin kahramanı durumuna getirdi onu. ‘(Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası-İnsanlık Tarihine Giriş-İlk çağ, 371-1984, İstanbul)

İskender, Anadolu’ya muazzam ordularıyla birlikte gelmişti. İzmir’in ikinci kez kurulması bu öykü içinde yer alır. Tıpkı İskender’in ismini taşıyan nice kentler gibi(İskenderiye, İskenderun),İzmir de bu dönemden sonra İskender’in mührünü taşımaya başlayacaktır. Efsanelere karışmış olan İzmir’in ikinci kuruluş öyküsü şöyledir: İsa’dan önce 334 yılında Sardeis’ten (Sart) İzmir’e gelen Büyük İskender, o zaman ormanla kaplı ‘Pagos Tepesi’ denilen Kadifekale’de Nemesis Kutsal Alanı’nda (İzmirliler çifte Nemesis’i yani ikili su perisini kutsal sayarlardı) avlanırken, bir ara ulu bir çınarın (bazı kaynaklarda palmiye diye geçer, örneğin George Bean) altında uykuya daldı. Rüyasında gördüğü iki Nemesis, İskender’den yepyeni bir İzmir kentini uyuduğu tepenin eteklerinde kurmasını isterler. Uykusundan uyanan İskender, Klaros’un (Ahmetbeyli) Apollon Kahini’ne gördüğü rüyayı anlatarak, fikrini sorar. Kâhin rüyayı tek bir cümlede yorumladı.  İskender, generalleri Antigonos ve Lysimakhos’a yeni kenti kurmaları için emir verdi. İnşaatlara Antigonos başladı, kenti bitiren ise, Lysimakhos oldu. Nemesis adında Kadifekale’de bir tapınak yapıldı.            

Büyük İskender’in emri ile yer değiştiren İzmir kenti, M.Ö.4. Yüzyılın sonlarında Kadifekale yamaçlarına nakledilmişti. İskender’in ünlü Generali Lysimakhos’un kurduğu kent, Kadifekale’yi ‘İçkale/Akropol’ kabul ediyor ve cephenin batı yamaçlarını kaplıyordu. Kadifekale’nin kuzey ve batıya bakan köşesinden başlayan iç liman ağzında bir zincirle kapanan surlar ve buna bağımlı müstahkem mevkiler, İzmir’i dışa koruyan Dışkale’yi oluşturuyordu. Kadifekale’nin kuzeyindeki köşeden aşağı sarkan surlar, tiyatroyu içeride bırakarak, günümüzdeki 967 Sokak boyunca Basmane’ye geliyordu. Sadık Bey Oteli civarında önce batıya,100 metre ileride ise kuzeye dönüyordu. 1364 nolu sokağın Garaj tarafındaki köşesinden tekrar batıya yöneliyordu. Surlar, buradan itibaren Hisar Camii civarına geliyordu. Eskiden burada İç Liman uzantısı olduğu için güçlü bir tahkimat vardı. Hisar Camii, ismini 1402’de Timur’un yerle bir ettiği bu kaleden almıştır.

Kadifekale’nin güneybatı köşesinden gelişip ilerleyen surlar ise, stadı içine alıyor ve Beştepeleri takip edip Değirmen Dağı’na ulaşıyordu. Burada denize sarkarak, 859 nolu sokak kenarına geliyordu. Denize ulaştığı yerde de bir kale olma olasılığı vardır. Görüldüğü gibi, yabancı kavimlere karşı İzmir kendini çok güçlü bir koruma sistemi ile sarmıştır. Evliya Çelebi’ye göre ‘Fil cüssesi kadar kocaman taşlarla örülmüş olan Kadifekale’, kenti kuşatan dış kale, iç limanı çevreleyen küçük surlar ve liman ağzındaki kalelerle, İzmir gerçekten iyi korunuyordu.

ROMA DÖNEMİ

Romalılar, İzmir’e İ.Ö. ile İ.S.395 yılları arasında egemen olmuşlardı. Roma Dönemi İzmir’i başlı başına dev ve görkemli bir dönemdir. Sezar, Oktavyanus, Marcus Airelyus, Brütüs ve Hadrianus gibi Romalı İmparatorların veya Kraliçe Küçük Faustina’nın âşık oldukları doğunun efsane kızıdır İzmir. Asya’nın Gerdanlık Kızıdır, görkemli Smyrna… Romalı İmparatorlar, ünlü savaşçılar, generaller ve konsüller dinlenmek ve doğunun gizemine savrulmak için Akdeniz’in en doğusundaki İzmir’e gelmişlerdir. Küçük Asya’da Tiber Tapınağı’na yapılması için on bir kent arasında bir tercih yapılması gerekiyordu. Bu kentler şunlardır: Sardes, Troya, Tralles (Aydın), Hypepes (Ödemiş), Loadiya (Denizli), Halikarnas (Bodrum), Magnesia (Manisa), Efes, Milet, Bergama ve İzmir. Tüm bu ünlü kentler içinde, bizzat Roma İmparatoru tarafından yapılan seçimde önceliği ‘İzmir’ almıştır. Kent, Romalılar zamanında gemi inşa eden Tersaneleri yüzünden tüm Akdeniz’de büyük bir üne sahip olmuştur. Bu arada Asya Olimpiyatları’nın ‘İzmir’de Asya’nın Genel Olimpiyatları ‘ cümleleri vardır.  

Antikçağın tarihçelerinden Filostrat’ın yazdığına göre, Roma Dönemi İzmir’i tüm Avrupa kentlerini ile yarışacak derece güzel ve mamur idi. İzmirliler bu dönemde ticaret, bilim, eğitim alanlarında zamanın en ileri düzeyini temsil ederlerdi. Tapınaklar, okullar, kültür sarayları, hastaneler, muazzam talklar, geniş caddeler, büyük bir mimari sezgi ile düzenlenmiş semtler,  jimnazyumlar, koşu alanları ve tiyatrolar ile İzmir; coğrafyacı Strabon’un dediği gibi, dünyadaki kentlerin en güzelleri arasındaydı. Bu yüzden İtalya’dan, Yunanistan’dan, Adalar’dan ve Asya’dan birçok öğrenci okumak için İzmir’de yontulan bir mermer kitabede, İzmir’e ‘Âlimler Ormanı’ denmesi herhalde boşuna olmasa gerek…

İZMİR’İN HALA YAŞAYAN AGORASI

İzmir’in Agorası, Büyük İskender tarafından yeniden kurdurulan kentin iskân sahası Kadifekale’nin kuzey yamacından, şimdiki adı ile Namazgâh Mahallesi’ndedir. Eskiden Türk Mezarlığı olan Agora kalıntıları, yüzyıllardır yarı açıkta duran bazı mermer sütunların ilgi çekmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Agora’nın ortaya çıkarılmasında en büyük hizmeti, İzmir Arkeoloji Müzesi’nin eski müdürü Selahattin Kantar yapmıştı. Türk Tarih Kurumu’nun yardımı ile 1932-1941 yıllarında bizzat kazıları yürüten Selahattin Kantar ve daha sonra Agora hakkında çeşitli yayınlar yapan Arkeolog Hakkı Gültekin, Roma Dönemi İzmir’ini aydınlatma açısında paha biçilemez bir hazine olan Agora’yı gözler önüne sermiştir.

İzmir, M.S 178 yılında müthiş bir deprem sonucu yerle bir olmuştu. Kalıntıları bulan Agora’nın 178 yılından sonra İmparator Marcus Aurelius’un yardımları ile yeniden inşa edilen Agora olduğu tespit edilmiştir. Çünkü imparatorun eski eşi Küçük Faustina bu tarihten sonra Anadolu’da vefat etmiştir. Agora’da Küçük Faustina’ın maskının üzerinde yer aldığı bir kemer bulunmuştur. Bu nazlı Kraliçe’nin güzelin büstü günümüzde de Agora’yı süslemektedir.

İzmir Agora’sı bir ticari Agora değil, aksine bir devlet Agorası’dır. Yani devletin kontrolündeki bir kurumdur. Ticari Agoralarda bulunmayan bir Bazilika’nın ve içinde mahkeme salonların bulunuşu ve 28 adet dükkânın devletin emtia ve donanımını korumakla ilgili bulunması, bu yapının İzmir’deki Roma Bürokrasisi için son derece önemli bir yer olduğunu belgelemektedir. Balıkesirli Aristeides’e göre, Agora aynı zamanda dini bir hüviyet taşımaktadır.

İzmir Agorası, günümüzde turistlerin büyük ilgisini çeken bir yapı olarak, yarı yarıya gün ışığına çıkarılmış görüntüsü ile İzmir’i süslemektedir. Agora’nın çevresinde daha nice Eski İzmir kalıntılarının bulunduğu tahmin edilebilir.

KEMERALTI ÇARŞISI

Konak ilçesinde Mezarlıkbaşı semtinden başlayarak Konak Meydanı’na kadar ulaşan ve ticari faaliyetlerin yoğun şekilde yaşandığı semt ve çarşı. Fevzipaşa Caddesi ve Eşrefpaşa Caddesi çarşının kara sınırlarını oluşturur.

1650–1670 yıllarından itibaren deniz kıyısının doldurulması ve yeni yerleşim alanları ile ticarethanelerin açılması ile oluşturulmuştur. 1597’de inşa edilmiş Hisar Camii’nin bulunduğu mevkiden başlatılmış bu yayılmanın çizgisini, başka bir şekilde eski deniz kıyısı hattını günümüzdeki Anafartalar Caddesi oluşturur.

Kemeraltı Çarşısı ilk yıllarında üzeri tonoz ve kiremit örtülü, sokakları kapsayan bir kapalı çarşı görünümünde olup 19. yüzyılın sonlarına kadar bu özelliğini korumuştur. Bugün üzeri açık olan ara sokakların bir bölümünün de üzeri beşik tonozla örtülü idi. Kemeraltı Çarşısı’nda İzmir’in en önemli camilerinden birisi olan 1597 tarihli Hisar Camii ve 1744 tarihli günümüzde turistik amaçlı hizmet veren Kızlarağası Hanı gibi pek çok cami, han ve havra bulunmaktadır (Bkn. Hanlar, Havralar, Camiler) 19. yüzyılda İzmir’in ticaret hayatının can noktası olan bu çarşı eski hanlar ve bedestenleri kapsamaktadır. Çarşı demirciler, kömürcüler, çiviciler, baharatçılar ve saman pazarı gibi ticarethaneleri kapsamakta idi. Çarşıda her ticarethane gruplar halinde ayrı bölümleri oluşturmaktadır.

Günümüzde Kemeraltı Çarşısı İzmir’in önemli bir alış veriş merkezi haline gelmiştir. Tonoz ve kubbeli bazı dükkânlar özelliğini korumuş olmalarına rağmen çoğunlukla modern iş merkezleri, mağazalar, kafeteryalar ve sinemalar burada toplanmıştır. Bunların yanı sıra Türk el sanatları örneklerini yansıtan seramiklere, çini panolara, ağaç eserlere, madeni eserlere, düz dokuma yaygıları ile halı ve kilimlerin satışının yapıldığı dükkânlar da burada bulunmaktadır.