ANTALYA’NIN SURLARI – ANTALYA

ANTALYA’NIN SURLARI – ANTALYA

Antalya Kalesi, 1914’lerde başlayıp, 1930’larda devam ettirilen yıkımlarla ortadan kaldırılmasaydı, Antalya Kaleiçi bambaşka bir görünüme sahip olacaktı

Antalya kenti, kurulduğu (MÖ 158) günden itibaren etrafı surlarla çevrilmişti. Bu surlardan biri limanı, diğeri de kenti çeviren iç içe iki sur şeklindeydi. Surların denize ulaştığı yerlerin sonunda birer mendirek bulunuyordu. Ayrıca bu surları kent içinde birbirleriyle birleştiren iç surlar da kenti eskiden mahallelere ayırıyordu. İlk surlar, Bergama Krallığı zamanında yapılmıştır. İmparator Hadrian M.S. 130’daki Asya Seyahati esnasında buraya geldiği zaman, bugün de kalıntıları görülen Abidevi Kapı (Hadrianus Kapısı) inşa edildiği gibi, kentin doğu surları da tamir edilmişti. Surların daha sonra Bizans İmparatoru VI. Leon ve oğlu Costantin Porphyrogenete (912-914) devrinde iki kez yeniden tamir edilmiş olduğunu kale üzerindeki yazıtlardan öğreniyoruz. Hendeklerin bazıları Osmanlı ve bazıları ise Yeni Türkiye Cumhuriyeti devrinde kapatılmıştır. 1671yılında Antalya’yı ziyaret eden Evliya Çelebi, kentin 4.400 metre uzunluğunda, üzerinde seksen kulenin sivrildiği bir sur tarafından çevrildiğini yazmaktadır. Kentin Lanckoronski’nin (1880 yıllarında Pisidya ve Pamfilya antik kentlerinde araştırmalar yapmıştır) eserinde hayran olunan görünüşü, bize kulelerin ve surların korunması gerektiğini göstermektedir. Ancak ne var ki bu güzel surların yıkılması 1914 yıllarında başlamıştır ve 1931-1934 arası yıllarda yapılan diğer bir yıkımla, Antalya Kalesi ortadan kalkmış: ancak bugün halkın Hıdırlık Kulesi dediği bir kule ile diğer birkaç kule ve Hadrianus Kapısı günümüze kadar kalmıştır. Zamanla bina temeli kazı çalışmalarında çıkan buluntulara bakılırsa, Antalya’nın antik tiyatrosu, büyük bir olasılıkla Kaleiçi’nin orta yerinde, bugünkü Olgunlaşma Enstitüsü’nün çevresinde yer almaktaydı. 1800’lü yıllarda yabancı seyyahlarca yapılan eski gravür resimlere bakınca insan; ‘Antalya Kalesi, 1914’lerde başlayıp, 1930’larda devam ettirilen yıkımlarla ortadan kaldırılmasaydı, Antalya Kaleiçi bambaşka bir görünüme sahip olacaktı’ diye düşünmekten kendini alamıyor.

EVLİYA ÇELEBİ’NİN ANTALYA ANLATIMI

1671 yılında Antalya’ya gelen Evliya Çelebi, Antalya Kalesi hakkında şu bilgileri vermektedir: “… Tarihinde Ceneviz elinden Sultan Alaaddin, sonra Orhangazi eline geçmiştir. Sonra İspanyollar istila edip tekrar Murat Hüdavendigar fethidir. Teke Sancağı başkenti idi. Şimdi Teke Paşası Elmalı’da oturur. 300 akçe şerif ilçedir. Senede sekizbin kuruş ortaya çıkar. 150 Müslüman, 150 kefere (eskiden halkın fenalık gördüğü Hıristiyanlar için kullandığı deyim) kale askerleri vardır. Kalesi, Antalya Körfezi sonunda minare yüksekliğinde bir kaya üzerinde yarım daire şeklindedir. Etrafı 1400 adımdır. (Türk ordusunda adım 75 cm olup, dakikadaki sayısı 114’tür.) Batıda Paşa Sarayı köşesinden Narin Kule’ye ve surdışı mahallesi kapısı üzerinden Mehterhane Kulesi’ni geçip doğuda Lala Kulesi’ne kadar iki kat kale duvarıdır. Bu taraf kırk kule, 1300 adımdır. Buradan güneye bir adım ve 18 kuledir. Buradan Kız Kulesi’ne kadar bin adım ve 15 kuledir. Bu Kız Kulesi katmer gül gibi birbiri içinde safi beyaz mermerden hünerli bir usta elinden çıkmış muhakkak görülmesi gereken bir kuledir. Kara tarafları ikişer kat kale duvarıdır ve derin hendektir. Buradan liman dolaşılınca 1100 adımdır. Kırk arşın duvardır. Ve liman tarafı 12 kuledir. Tamamı 80 kule ve her kule arası yirmişer kale duvarıdır. Dört kapısı vardır. Birisi dışarıdaki sur dışı mahallesi kapısıdır.

… Gümrük Kapısı buna yakındır. Gayet küçük bir kapıdır ve güneye bakar. Ve Gümrükhane bu kapının iç yüzündedir. Yetmiş yük akçe padişah hazinesine gelir getirir. Bu büyük Mısır İskelesi’dir. Ve dört kapı taşra hisar kapılarıdır ki, büyük kapılardır. Bu dört kapıdan başka şehir surlarının ayırdığı mahalleler içinde 22 küçük kapısı daha vardır. Bu içkale yedi kattır. Hendekleri yoktur. Paşa Sarayı Hünkar Camisi’nin bulunduğubaşka bir kısımdadır ve altı yanında limana nazır balyemez toplar durur. Ve kalenin tamamı yedi kısımdan oluşmuştur. Kale içinde dört mahalle ve oldukça sık kiremit örtülü üçbin ev vardır. Cümle yetmiş sokaktır. Sokakları kaldırımdır. Her evin dört direk üstüne bir çardağı vardır ki Antalyalılar yazın geceleri orada yatarlar. Bütün evler güneye, batıya ve limana nazırdırlar. … Havası ağırdır. Bu yüzden her sene İstinaz (Bugünkü Korkuteli) yaylasına çıkarlar. Limanı 200 gemi alır, sekiz rüzgardan emindir. Liman girişinde büyük iki kule vardır. Ama liman içinde her rüzgarın kasırga ve sağanağı eksik olmaz. Onun için gemiler palamarlarını, sahildeki yüksek kayalara bağlarlar. Şehrin havası çok sıcaktır. Bu yüzden halkın yüz renkleri sarıya çalar. Humma hastalığı çoktur. Fakat limonu zehirleri kesicidir. Safra ve balgamı parça parça eder. Turunçları, limonu, hurma, zeytin, incir, şeker kamışı, narı cihanı tutmuştur. Her tarafı bağ ve bahçedir. Tekeli Paşa Bahçesi kalenin güney tarafında, hendek kenarında sıra sıra hurma ağaçları ile en meşhurudur.”