EŞREFOĞLU CAMİİ – BEYŞEHİR / KONYA

EŞREFOĞLU CAMİİ – BEYŞEHİR / KONYA

  Beyşehir Eşrefoğlu Camii, Anadolu’daki ahşap direkli camilerin en büyüğü ve orijinalidir. Konya’nın Beyşehir ilçesinin kuzeyinde, İçerişehir Mahallesi’nde yer alır. 13. yüzyıldan kalan ahşap ayaklı camilerin en büyük ve özgün örneğidir. Eşrefoğlu camii, sadece Türk mimarisinin değil, İslam mimarisinin de en önemli eserlerinden biri kabul ediliyor.  Cami, Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad’ın kurduğu kentte 1243’ten sonra beylik kurmuş olan Eşrefoğlu Süleyman Bey tarafından 12961299 yılları arasında yapılmıştır. Tam da Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna denk geliyor caminin bitişi.. Ancak taçkapısı, mozaik çini bezemeleri ve ahşap işçiliğiyle Selçuk üslubunu sürdürür.

İşlemeli Kapı

İç mekân mihrap duvarına dik uzanan kirişleri destekleyen ahşap sütunlarla 7 sahına ayrılır. Ötekilerden daha geniş tutulan mihrap ekseni üzerindeki sahın mihrap önü kubbesi ve karlık olarak tasarlanan üstü açık bölümle belirtilmiştir. Caminin kuzeydoğu yönü sokağa göre biçimlenir. Orta Asya’da Semerkant, Buhara gibi eski Türkistan şehirlerinde yer alan ağaç direkli camilerin ülkemizdeki bir örneği olan Eşrefoğlu Camii, çok sayıda ahşap sütun üzerinde yükselir. Eser Türk taş ve ahşap işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Zengin taş ve çini süslemelerin yanı sıra ahşap destek ve tavan sistemindeki işleme ve nakışlarıyla görenleri büyüleyen eser, sadece Anadolu’nun değil, İslam mimarisinin de nadide örneklerinden. Caminin en önemli özelliklerinden biri, gölgeli nakış tekniğinin uygulandığı ilk eser olması. Eşrefoğlu Camisi’nin Sahip Ata Camisi’nden ilham alınarak yapıldığı ve yapıldıktan sonra Beyşehir yöresindeki diğer bazı camilere örnek teşkil ettiği ifade edilmektedir

Dış Görünüş

Yüzyıllar boyu kış aylarında camiinin damındaki kar, çatının ortasındaki boşluktan ortadaki havuza atılmış ve ortamı nemlendirerek yakılan sobalardan ötürü ahşap sütunların çatlayıp kurumasını engellemiştir. 1965 yılında karlığın üstü camla kapatılmış ve işlevini yitirmiştir. 27 Kuzeyden güneye doğru uzanan dikdörtgen bir plan üzerine inşa edilmiştir. Ancak kuzeydoğu köşesi içeriye doğru eksiltilerek düzenlenmiştir. Bu kesik, yapının genel görüntüsündeki dikdörtgen özelliğini bozar. Burada camii planı ile yol arasında bir uyum sağlanmış olabilir. Eşrefoğlu camii mukarnas başlıklı 48 ağaç direk üzerine mihraba dikey, yedi nefli bir yapı olup, diğerlerinden daha geniş ve yüksek orta nefi, ayrıca mihrap önü kubbesi, karlık işi gören açık orta bölümle, hem içten hem de dıştan kuvvetle belirtilmiştir. Caminin güney cephesi 31–80 m, batı cephesi 46–55 m uzunlukta dış ölçüleriyle Anadolu’da ağaç direkler üzerine oturan düz ahşap tavanlı camilerin en büyüğü olan cami; ahşap, çini ve kalem işleri uygulamaları ile en zengin ince mimari örneklerini gösterir. Caminin üstü önceleri toprak damla örtülü iken onarımlarla çinko kaplı kırma çatı haline getirilmiştir. Sanki içinde yüzyıllık ağaç direkleri saklamak istercesine cepheler moloz taşlarla örtülmüştür. 6 metre yüksekliğinde, çini mozaik ile kaplı çok görkemli bir mihraba sahiptir. Mihrap önü kubbesi, sırlı tuğla ve mozaik çini ile kaplıdır. Kubbenin ortasında beş köşeli bir yıldız içersinde kûfî ile Allah, Muhammed ve ilk Dört Halifenin isimleri yer almaktadır Anıtsal bir taç kapısı vardır. Minberi tamamen ceviz ağacından, oymalı ve çatmalı tutkalsız yapılmıştır. İnanılmaz bir düzgünlük ve incelikte yapılan minber geometrik şekiller ve bitkisel bezemelerle kaplıdır. Caminin tavanı renkli kalem işi süslemelere sahiptir. Özellikle konsollardaki kökboyalı motifler dikkat çekicidir

İç Mekân

Eşrefoğlu Camii, Selçuklu Ulu Camilerinde görülen şu özelliklerin tamamını barındıran tek örnektir: Çoğul ahşap sütunlu, tavanı tamamen ahşap ve kalem işçiliği ile süslenmiş, minber tamamen ahşap ve Kündekari tekniği ile yapılmış, mihrabı çinilidir. Eşrefoğulları’ nın konik kümbeti doğu yönden camiye bitişiktir. Diyagonal bir cephe meydana getiren kesik doğu köşesindeki esas portalin solunda sebil, sağında minare vardır. Taş ve ağaç işlemeleri, kalem işleri, mozaik çini süslemeler, Selçuklu sanatının son ve en olgun şekilde gelişmiş üslup beraberliği içinde ahenkli bir bütün meydana getirmiştir. Sivas’ta Gök medrese portaline uygun kompozisyonu ile esas portalden sonra tamamen sırlı tuğla ve çini mozaikle kaplı sivri kemerli bir iç portalden camiye geçilmektedir. Dış portalin taş kitabesi 1297 iç portalin çini mozaik kitabesi 1299 tarihini taşıyor. Camide tavan kirişleri, konsol araları ve mukarnas başlıklardan bazılarında çok ince kalem işleri vardır. 6 m yi aşan yükseklikte firuze, lacivert ve mor renkli çini mozaiklerden mihrabın nişi içinde, güneş gibi açılan yıldız kompozisyonu, Konya Karatay medresesi kubbesindeki çini ile kaplı mihrap kubbesinin baklava örneği, Çay medresesinin kubbesini, geçiş bölgesindeki yelpaze üçgenlerde Konya’da İnce Minareli Medrese ve Sahip Ata türbesi kubbelerini hatırlatır. Mihrap önü kubbesi ayrıca dıştan piramit bir külahla belirtilmiştir.

Ağaç İşlemeler

Ceviz ağacından yapılmış İsa ustanın eseri olan minber, caminin adeta sarayı andıran zengin ve gösterişli üslubuna uygun bir incelikle işlenmiştir. Minberi tamamen ceviz ağacından, oymalı ve çatmalı tutkalsız yapılmıştır. İnanılmaz bir düzgünlük ve incelikte yapılan minber geometrik şekiller ve bitkisel bezemelerle kaplıdır. Minber kapısında Minberi yapan usta kendi imzasını da atmıştır Amele İsa diye, ayrıca Kufi yazıyla Allah, Muhammed, Ebubekir, Osman, Ömer ve Ali yazısı da dikkat çekmektedir. Ahşap üzerine bu kadar incelik ve ustalık bu camideki kadar güzel işlenmemiştir. Eşrefoğlu Camii 1900, 1934, 1937, 1941, 1956, 1962, 1965, 1968 yıllarında onarımlar görmüş, 1996 yılındaki harimindeki zemini açılarak, demir ve beton kirişlerle takviye edilmiştir. Yapıda bozulmaların en yoğun yaşandığı yer kuzey cephede yer alan taç kapıdır. İç kısımda ve mukarnasları oluşturan taşlarda bozulmalar çok fazladır. Yenilenmeyen taşlar kirli görünümdedir. Bu kirlilik taşların yüzeyinde oluşan jips maddesinden kanyaklaşmaktadır. Ahşap malzemenin de bozulduğu noktalar vardır. Ahşap liflerinin hastalanarak mukavemetinin azalması bozulmanın temel sebebidir. Havanın oksijeni ile uzun süre temas eden bir ahşap yavaş yavaş kül rengini alır. Bu renklenme rüzgârdan, yağışlardan, oksijenden, karbon asidinin ahşap hücresini asitlemesinden ileri gelir. Uzunlamasına dikdörtgen planlı olan yapı altı sıra halinde mukarnas başlıklı 48 ağaç direk üzerine mihraba dikey uzanan kirişlerle yedi nefli olarak yapılmıştır. Ahşap tavanlar, yer döşemesinin ahşap seçilmesi güzelliği tamamlayıcı elemanlardır. Caminin kapı ve pencerelerinde de ahşap kanatlar seçilmiştir. Kapı ve pencere kanatları üzerindeki ahşap süslemeler eşi benzeri olmayan eserler olarak kabul edilmiştir. Süslemeler yoğun olarak mihrap önündeki parmaklıklarda ana ve tali kirişlerde görülür. Cami içinde bölümleri birbirinden ayıran ahşap parmaklıklar da oldukça ince bir ustalıkla geometrik şekillerle bezenmiştir. Sütunlar meşe ağacı odunudur ve inşa edilmeden önce 6 ay suda bekletilmiştir. Yüzyıllar boyu kış aylarında camiinin damındaki kar, çatının ortasındaki boşluktan ortadaki havuza atılmış ve ortamı nemlendirerek yakılan sobalardan ötürü ahşap sütunların çatlayıp kurumasını engellemiştir. 1965 yılında karlığın üstü camla kapatılmış ve işlevini yitirmiştir.

Mihrap

Mihrabın hemen yanındaki minber tamamen ceviz ağacından yapılmıştır. Caminin neden mimari açıdan zengin bir yapı olarak kabul edildiği bir bütünü oluşturan ahşap örnekler, uygulanan çiniler incelenerek de kolaylıkla anlaşılabilir. Beylikler Devri’nde Eşrefoğlu Beyi Süleyman Bey tarafından yaptırılan bu camii, Eşrefoğlu toplu yapıları içinde yer alır. Cumhuriyet döneminde 1934′ten itibaren zaman zaman tamir edilmiştir. Bu tamiratlar sonucu toprak çatı, önce kiremitle örtülmüş; sonra bakırla kaplanmıştır. Emir Seyfettin Süleyman’ın 1301 tarihli türbesi, camiinin doğu duvarına bitişiktir. Anadolu’da Selçuklu Camii mimarisinin kuvveti ve yaratma gücü cami ve mescitlerde olduğu gibi ağaç direkli ahşap camilerde de sonuna kadar devam etmiş ve en muhteşem eserini Eşrefoğulları eli ile tam yüzyılın sonunda vermiş denilebilir. Eşrefoğlu Camii’nin Türk mimarlık sanatında özel bir yerinin olmasının başlıca nedenleri taş, tuğla, çini ve kalem işi, bezeme gibi birçok süsleme sanatı’ nın bir arada ve bu kadar yoğunlukta kullanıldığı tek cami olmasından kaynaklanıyor. Eşrefoğlu Camii, Selçuklu Ulu Camiilerinde görülen şu özelliklerin tamamını barındıran tek örnektir: Çoğul ahşap sütunlu, tavanı tamamen ahşap ve kalem işçiliği ile süslenmiş, minber tamamen ahşap ve Kündekari tekniği ile yapılmış, mihrabı çinili.

Eşrefoğlu Camii: Anadolu’nun mimari harikası

Eşrefoğlu Camii, Anadolu’daki ahşap direkli camilerin en büyüğü ve orijinalidir. Konya‘nın

Beyşehir ilçesinin kuzeyinde, İçeri şehir Mahallesi’nde yer alır. Eşrefoğlu camii, sadece Türk mimarisinin değil, İslam mimarisinin de en önemli eserlerinden biri kabul ediliyor. 12961299 yılları arasında yapılmıştır. Tamda Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna denk geliyor caminin bitişi.  Orta Asya’da SemerkantBuhara gibi eski Türkistan şehirlerinde yer alan ağaç direkli camilerin ülkemizdeki bir örneği olan Eşrefoğlu Camii, 46 ahşap sütun üzerinde yükselir. Sütunlar meşe ağacı odunudur ve inşa edilmeden önce 6 ay suda bekletilmiştir. Yüzyıllar boyu kış aylarında camiinin damındaki kar, çatının ortasındaki boşluktan ortadaki havuza atılmış ve ortamı nemlendirerek yakılan sobalardan ötürü ahşap sütunların çatlayıp kurumasını engellemiştir. 1965 yılında karlığın üstü camla kapatılmış ve işlevini yitirmiştir. 6 metre yüksekliğinde, çini mozaik ile kaplı çok görkemli bir mihraba sahiptir. Çini ve ahşabın bu kadar güzel uyumuna başka yerlerde pek rastlanılmaz. Minberi tamamen ceviz ağacından, oymalı ve çatmalı tutkalsız yapılmıştır. İnanılmaz bir düzgünlük ve incelikte yapılan minber geometrik şekiller ve bitkisel bezemelerle kaplıdır. Minber kapısında Minberi yapan usta kendi imzasını da atmıştır Amele İsa diye, ayrıca Kufi yazıyla Allah, Muhammed, Ebubekir, Osman, Ömer ve Ali yazısı da dikkat çekmektedir. Ahşap üzerine bu kadar incelik ve ustalık bu camideki kadar güzel işlenmemiştir. Caminin tavanı renkli kalem işi süslemelere sahiptir. Özellikle konsollardaki kökboyalı motifler dikkat çekicidir. 7 asırlık caminin ağaç bölümlerinin nasıl olup da hala ayakta kaldığı bugün bile bir bilmece. Eşrefoğlu Camii’nin Türk mimarlık sanatında özel bir yerinin olmasının başlıca nedenleri taş, tuğla, çini ve kalem işi, bezeme gibi birçok süsleme sanatı’ nın bir arada ve bu kadar yoğunlukta kullanıldığı tek cami olmasından kaynaklanıyor. Eşrefoğlu Camii, Selçuklu Ulu Camiilerinde görülen şu özelliklerin tamamını barındıran tek örnektir: Çoğul ahşap sütunlu, tavanı tamamen ahşap ve kalem işçiliği ile süslenmiş, minber tamamen ahşap ve Kündekari tekniği ile yapılmış, mihrabı çinili. Eşrefoğlu Camii’nin 7 metre genişliğinde ve 10 metre yüksekliğinde muhteşem bir Taçkapısı var. Selçuklu taçkapı geleneğinin bir devamı niteliğinde olan kapının çiçek bezemeleri dikkat çeker.

  Beylikler Devri’nde Eşrefoğlu Beyi Süleyman Bey tarafından yaptırılan bu camii, Eşrefoğlu toplu yapıları içinde yer alır. Cumhuriyet döneminde 1934‘ten itibaren zaman zaman tamir edilmiştir. Bu tamiratlar sonucu toprak çatı, önce kiremitle örtülmüş; sonra bakırla kaplanmıştır.

Emir Seyfettin Süleyman‘ın 1301 tarihli türbesi, camiinin doğu duvarına bitişiktir

                                                                                                                                             Mustafa Gürelli

Teknik Öğretmen