20 Nisan 2024
Anıtlar

GEMEREK VE ÂŞIK VEYSEL – SİVAS

    Âşık Veysel’in Gemerek’te Heykelini dikmişler.  Fakat heykel kaderine terk edilmiş garip bir vaziyette, hiçbir bakım yok. Öksüz evlat muamelesi görmüş gibi. Hoş, Âşık Veysel’in heykeli neden buraya dikilmiş hiçbir bilgi yok. Heykel Gemerek’e girişte yolun sol tarafında bir tarla diyelim onun ortasında. Gemerek’e sırtını dönmüş san ki küsmüş gibi.. Böyle büyük bir sanatçıya ilgisizlik akıl dışı bir şey..

     GEMEREK,

     Sivas ilinin bir ilçesidir. Şarkışla ilçesine bağlı bir bucak iken 1953 yılında ilçe olmuştur. 2’si belediye (Sızır, Çepni), 35’i köy olmak üzere 38 yerleşim biriminden oluşur.

Eski çağlardan beri yerleşim yeri olan Gemerek, 1071’den itibaren Türkmen aşiretlerinin yerleştiği bir bölge olmuş, 1408’ de Timur’un Anadolu’dan çekilmesiyle tamamen Osmanlı topraklarına katılmıştır. Ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, Malazgirt savaşından sonra bazı Türk aşiretleri tarafından kurulduğu, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme devrinde kasaba olduğu bilinmektedir.

     Kanuni Sultan Süleyman’ın Nahçıvan Seferi sırasında burada konakladığı kitabe ve mezar taşlarından anlaşılmaktadır. Ali Cevat Gemerek için ‘’TENNUS’’ kazasının nahiyesidir der. Daha önce Sivas’ın Şarkışla İlçesine bağlı bir nahiye iken, 27.02.1953 tarih ve 6068 sayılı Kanun 3 Mart 1953 tarihli Resmi Gazete’nin 5706 sayılı sahifesinde yayımlanan Kanun ile Gemerek 1953 yılında ilçe olmuştur.

COĞRAFİ KONUMU

     Sivas’ın batısında yer alan ilçenin, doğusunda Şarkışla, güneybatısında Kayseri, kuzeybatısında Yozgat bulunur. Yüzölçümü 1.150 km2’dir. Rakımı 1.200 m’dir. Karasal iklimin tesiri altındadır. Kışları soğuk, yazları sıcak ve kurak geçer. Maksimum 40 °C, minimum -34.4 derece sıcaklık görülür. Yılın 125-145 gününde don olayı yaşanır. Sızır kasabasının kuzey batısı ormanlık alanlarla kaplı olup bu bölgede çok sayıda yayla mevcuttur. Bunlardan bazıları, Hatabalanı, Kaymaklı, Tealtı, Tosun, Üsünkalin, Kısık, Oluk, Karamıklı ve Gevrekgil yaylalarıdır.

HALK İNANIŞLARI

    Büyük Pur Dağı ve Küçük Pur Dağı üzerinde Güneş batarken bir atın şahlandığı ve üzerindeki kişinin bu atı dağın sırtında koşturduğuna dair bir söylenti vardır. Bu dağlar Kayseri’ye bağlı Akkışla ilçesi yakınlarındadırlar. Sivas – Kayseri otoyolu yakınlarda “Etlik” olarak bilinen bölgede tek başına bir mezar bulunduğu ve her Cuma geceleri ateş yandığı söylenir. Ayrıca Salı günü ile ilgili inanışlar da yaygındır. Salı günü yola çıkmanın uğursuzluk getireceğine ve örgü örülmeyeceğine inanılırken kışlık yiyeceklerin ağzının Salı günü açıldığında bereketli olacağı kabul edilir. Nuh peygamberin tavuğun göğüs kemiğine bakarak gemisini yaptığı yörede anlatılmaktadır.

GEMEREK’İN KURULUŞ EFSANESİ

     Geçmiş zamanlarda Gemerek’in yeni kurulduğu dönemlerde cadıya, deve benzer bir yaratık yöredeki insanlara, sürülere musallat olur, gelip evlere girerek insanları kaçırır. Bir gün bütün insanların bir savaşa katılmak için yurtlarını terk etmesi gerekir.[8] Geride yalnızca bir kadın kalır. Kadın evinde yemek pişirmiş yağ eritmektedir. O esnada kapı çalınır. Yalnızlığın etkisiyle bir insan görmek umuduyla hiç düşünmeden, kim olduğunu sormadan kapıyı açar. Ama açmasıyla birlikte bayılır. Kendine geldiğinde karşısında başka hiçbir canlıya benzemeyen bir yaratık görür. Ama bu kez kendine hâkim olur ve iyi davranarak içeri buyur eder. Erittiği yağa bal katarak birlikte yiyeceklerini söyler. Sonra da kızgın yağı getirerek dağ yaratığının üzerine döker. Bunun üzerine yaratık böğürerek kaçar ve ormana girerek kaybolur. O günden sonra bir daha kimse ilişmez yeni kurulan bu yerdeki evlere ve insanlara.

Âşık Veysel ŞATIROĞLU

(1894 – 1973 )

    Âşık Veysel, 1894 yılında Sivas´ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Babasının ismi Ahmet, annesinin ismi ise Gülizar´dı. Çiftçi bir ailenin çocuğuydu. Yedi yaşına geldiğinde Sivas´ta çiçek hastalığı salgını ortaya çıktı. Âşık Veysel de çiçek hastalığına yakalandı ve sol gözünü kaybetti. Bundan kısa bir süre sonra diğer gözünü de kaybetti.

İki gözünü de kaybeden Âşık Veysel asla yılmadı. Her gün babası ezberlediği halk ozanlarının şiirlerini okurdu ona. Âşık Veysel büyük bir istekle dinlerdi babasını. Bu isteğini gören babası bir gün elinde sazla yanına geldi ve ona verdi. Çok sevinmişti Âşık Veysel. Ona saz çalmayı Çamşıhlı Ali Ağa öğretti. Gün geçtikçe kendini geliştirdi. Artık sazını yanı başından hiç ayırmıyordu.

Âşık Veysel, 25 yaşına geldiğinde Esma adında bir kızla evlendi. Ancak kısa bir süre sonra anne ve babasını kaybetti. İkinci çocuğuysa doğumundan 10 gün sonra öldü. Daha sonra karısı Esma onu bırakıp gitti. Karısı bırakıp gittiğinde bir yaşında kızıyla kalmıştı Âşık Veysel.

   Âşık Veysel´deki cevheri ilk görenlerden biri Ahmet Kutsi Tecer´di. Ahmet Kutsi Tecer, Âşık Veysel´in şiirlerinin tanınmasında büyük katkı vermişti. Bir dönem Köy Enstitüleri´nde öğretmenlik yaptı. 1965 yılında TBMM, “Ana dilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” özel bir kanun çıkartarak maaş bağladı. 21 Mart 1973 günü doğduğu köy Sivrialan´ da hayata gözlerini yumdu. Ondan geriye yıllar geçse de unutulmayacak şiirleri kaldı.