21 Haziran 2024
Şehirler ve İlçeleri

KOÇARLI ADI NEREDEN GELİYOR?

KOÇARLI ADI NEREDEN GELİYOR?

Koçarlı adı; bir rivayete göre Koçarlı‘ya yerleşen kişilerin eski yerleşim yeri olan Kaçkar, Kaçkarlı’dan, diğer bir rivayete göre ise; göçebe oluşlarından dolayı “Göçerler” kelimesinden gelmektedir. Tarihî açıdan bakıldığında Koçarlı‘nın tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanır

Ege’yi gezenler buranın pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığını yakından bilirler. Denilebilir ki Ege; toprağı her karıştırdığınızda sizi farklı medeniyetlerin selâmıyla karşılar. Aydın iline bağlı Koçarlı ilçemiz de bir çok kavmin uğrak yeri ve medeniyet beşiği olmuştur.

Tarihî açıdan bakıldığında Koçarlı’nın tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanmakta. Yörenin bilinen ilk sahipleri, M.Ö. 300 yıllarına kadar yaşadığı sanılan ve tarihçilerin oldukça ilgisini çeken ‘Savaşçı Kadınlar Diyarı’olarak adlandıracağımız bugünkü Mersinbeleni Köyü’nün güneyindeki harabelerde yaşadığı tespit edilen Amyzonlar‘dır. Bu dönemde bölge, Büyük İskender’in komutanlarından Antiyöküs idaresinde 150 yıl kadar kalmıştır. Daha sonra Roma İmparatorluğu’nun istila ettiği ve yönettiği bu güzelim topraklar 1260 yılında Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliğinde ebedî kimliğine kavuşarak Türkleşmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra bir süre Menteşeoğulları Beyliği’nin yönetiminde kalan Koçarlı ve civarı, Sultan Çelebi Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Koçarlı adı işte bu noktadan sonra ortaya çıkar.

Kanunî Sultan Süleyman, 1522 yılında Rodos Seferi’ne çıkarken ordusuyla Koçarlı dolaylarında konaklar. Bu sırada 250 çadırlık aşireti ile bölgede bulunan Türk Aşireti Reisi Mehmet Bey, Kanunî’nin ordusuna katılarak Rodos Seferi’ne gider. Sefer sırasında Mehmet Bey’e bir oğlu olduğu haberi gelir. Bu haber Kanunî Sultan Süleyman’a ulaştırılır. Padişah, bu haberin kendisine uğur getireceğine inanarak çocuğun adını Cihan koyar. Rodos alınır. Sefer dönüşü Sarıçay, Büyük Menderes ve Çine Çayı arasında kalan genişçe araziyi de Kanûnî, Mehmet Bey’e bağışlar. İlk tavsiye edilen ve yerleşilen yer, Koçarlı’ya 3 km. mesafedeki verimli ve sulak Sobuca’dır (eski adıyla Su Bucağı).1700’lü yıllarda Türkistan’dan gelen bir aşiret şimdiki Koçarlı’nın bulunduğu yere yerleşir. Bu göçten sonra Cihanoğulları da Koçarlı’ya yerleşerek 1763-1764 yıllarında bugün bile tarihe meydan okurcasına ayakta kalan ilçe merkezindeki Kule’yi inşa ederler.

Koçarlı’nın nüfusu bu tarihlerden sonra daha da artar. Yerli Rumlardan bir kısmı Koçarlı’ya yerleşir. 1837 yılında Sobuca’da kurulan pazar, Koçarlı’ya nakledilerek burada kurulmaya başlar. Yunanlıların 27 Mayıs 1919’da Aydın’ı işgali ile İtalyan denetiminde bulunan Koçarlı’ya Büyük Menderes nehrini aşarak göç edenlerin sayısı da oldukça fazladır. Türk Ordusu’nun zafer kazanmasından sonra İtalyanlar Koçarlı’yı terk ettiklerinde burası nüfusu oldukça fazlalaşmış bir yer olarak karşımıza çıkar.

Koçarlı, II. Meşrutiyet’e kadar (1908) köy olarak yönetilmiştir. Meşrutiyetten sonra,coğrafi konumu sebebi ile bucak haline getirilmiş, 1 Nisan1946 yılında ise ilçe olmuştur.

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA KOÇARLI

Koçarlı’nın nüfusu bu tarihlerden sonra daha da artar. Yerli Rumlardan bir kısmı Koçarlı’ya yerleşir. 1837 yılında Sobuca’da kurulan pazar, Koçarlı’ya nakledilerek burada kurulmaya başlar. Yunanlılar’ın 27 Mayıs 1919’da Aydın’ı işgali ile İtalyan denetiminde bulunan Koçarlı’ya Büyük Menderes Nehri’ni aşarak göç edenlerin sayısı da oldukça fazladır. Türk Ordusu’nun zafer kazanmasından sonra İtalyanlar Koçarlı’yı terk ettiklerinde burası nüfusu oldukça fazlalaşmış bir yer olarak karşımıza çıkar.

Koçarlı, II. Meşrutiyet’e kadar (1908) köy olarak yönetilmiştir. Meşrutiyetten sonra coğrafi konumu sebebi ile bucak haline getirilmiş, 20 Nisan 1946 yılında ise ilçe olmuştur.

AMYZON ANTİK KENTİ

Bugün Karpuzlu ilçesinde yer alan Alinda Antik Kenti’nin kuzeyinde yüksek ve sarp kayalık bir yerde kurulmuş eski bir Karia kentidir Amyzon. Günümüzde Koçarlı ilçesinin 30 km. güneyindeki Akmescit köyü sınırları içindedir. Mazın Kalesi ismiyle anılır.

Eski yazarlar Amyzon’dan oldukça az söz ederler. Ünlü antik coğrafyacı Strabon, buradan, diğer üç Karia kenti Herakleia, Euromos, Khalketor gibi kentlerin ileri karakolu olarak bahseder. Başka tarihçi ve coğrafyacılar ise; Amyzon’un kuruluşu ve varlığı ile ilgili hiçbir şeye değinmemişlerdir. Kent hakkındaki bilgiler çoğunlukla burada bulunan yazıtlardan elde edilmiştir. Bu belgelere göre, M.Ö. III. yüzyılda Ptolenosların bağdaşığı olan Amyzon, aynı yüzyılın sonuna doğru bugün şartları bilinmeyen bir anlaşmayı Herakleia ile imzalamıştır. Roma devrinde de yaşamaya devam eden bu kent, daha sonra bir psipokosluk merkezi olmuştur.

Antik kentin kalıntıları günümüzde görülebilir durumdadır. Kentin etrafını izodomik regtogonal şekilde örülmüş çok güzel taş işçiliği gösteren bir sur kuşatır. M.Ö. 300 yıllarına tarihlenen kent duvarları çok iyi korunmuş olarak zamanımıza kadar gelebilmiştir.

Kentin önemli ikinci kalıntısı, yazıtların anlattığına göre Apollo ve Artemis’e ait olması gereken tapınaktır. Tapınak, tamamen yıkıldığı için planı hakkında bir şey söylemek pek mümkün değildir. Bununla beraber, yıkıntılar arasındaki Dor ve İon düzeninde örnekler veren parçaların varlığı, her iki düzenden de yararlanıldığını anlatmaktadır. Bunun dışında, kentte ne olduğu anlaşılamayan birkaç yapı kalıntısı daha vardır. Güneydeki kent suruna paralel ve surun içinden uzanan on yedi oda bunlara örnektir. Toprak altındaki bu odalar, küçük taşlardan iyi ve sağlam olarak yapılmıştır. Oda duvarlarının üstü sıva ile kaplıdır. Birer sarnıçtan çok dükkân alarak kullanıldığı sanılmaktadır.

Akropolün tiyatro, agora ve çeşme kalıntıları bulunan kentin antik devirde de günümüzdeki gibi fakir olduğu sanılmaktadır. Su getirmeye yarayan bir su kemerinin olmayışı, kent içinde sarnıçlara rastlanmayışı bu bölge halkının su ihtiyacını birkaç doğal kaynaktan sağladığını düşündürmektedir. Amyzon’da şimdiye kadar gezginlerin yaptıkları yüzey araştırmaları dışında bilimsel bir kazı yapılmamıştır.

KOÇARLI CİHANOĞLU KULESİ (KIZIL KULE)

1763-1764 yıllarında Cihanzâde İbrahim Ağa tarafından yaptırılmış, 1960’lı yıllarda restore edilmiştir. Kuleyi de içine alan Cihanzâdeler’e ait bahçedeki konak 1949 yılında çıkan bir yangında kül olunca yerine yenisi inşa edilmiştir. Bu bahçede bölgenin ilk tatlı su çeşmesi ve zamanında dönemin kölelerine yemek çıkarılan yaklaşık 500 yıllık bir kazan da mevcuttur.

CİHANZÂDE MUSTAFA CAMİİ

Koçarlı ilçe merkezindedir. 1584 yılında mescit olarak inşa edilen bugünkü Cihanoğlu Camisi, 1773 yılında Koçarlı eşrafından Cihanzâde Mustafa Bey tarafından cami haline getirilmiştir. İlk kez 1784 yılında, ikinci kez 1834 yılında tamir görmüştür. Mihrabın üzerine bir İtalyan ressam tarafından Mekke panoraması işlenmiştir. Barok üslûpta işlenmiş mermer minberi gerçekten görülmeye değer niteliklere sahiptir. Ahşap işlemeli giriş kapısı, bir sanat şaheseridir. Ahşap süsleme ve oymacılık sanatının tüm inceliklerini bu kapıda görmek mümkündür.

CİN CİN KALESİ

Koçarlı ilçe merkezi ile Çakırbeyli Mahallesi arasında bulunan Cin-Cin mahallesindedir. Koçarlı’nın 16. Yüzyıl yerel beylerinden Cihanoğulları tarafından yaptırılmıştır. Payandalı yüksek duvarlarla çevrilidir.

YEMEKLERİ

Koçarlı ilçe merkezindeki birçok evde ve dağ köylerinde ekmek, özel yöntemlerle hazırlanır. Buralarda ekmek, saç üzerinde pişirilir. İlçemizin yemek kültürü yönünden en dikkate değer noktası ot ağırlıklı beslenme alışkanlığıdır. Koçarlı ve civarında tabiatta yetişen her türlü otun yemeği yapılır, dense yanlış söylenmemiş olur.

Özel günlerde, düğünlerde ve yemekli toplantılarda yemek listesinin başında şüphesiz et ve buğdayın dövülmesi ile yapılan keşkek vardır. Bunun dışında yörenin kendine özgü başkaca en meşhur yemekleri şunlardır: Paşa böreği, yuvarlama, tandır kebap, kulak çorbası, etli enginar, arapsaçı, zeytinyağlı börülce, zeytinyağlı kırlı kızartma, patlıcan kavurma, kedirgen, sarmaşık kavurma, nohutlu kereviz, imambayıldı, ev makarnası, turp otu salatası, irmik helvası, cızdırma, sallama, pelte, katmer, çılbır, kapama.

İlçemizin yöresel yemeklerinden birisi de saç böreğidir. Böreğin yapılışı ile ilgili şu bilgiler verilebilir: Tuz, un, zeytinyağı ve su içerikli karışım yoğrularak hamur haline getirilir. Kulak memesi sertliğine ulaşan hamur oklava yardımıyla açılarak yufka haline dönüştürülür. Daha sonra küçük dikdörtgenler şeklinde kesilen yufkaların ortalarına, daha önceden doğranmış olan ıspanak ve pırasa yapraklarının tuz ve kırmızı toz biber de eklenmesiyle meydana getirilen harcı serpilir. Bu işlemden sonra yufka, kare şeklinde katlanır. Artık pişirilmeye hazır hale gelmiştir. Hazırlanan yufka, hafif bir ateşle kızdırılmış olan saç üzerine bırakılır. Ters düz edilerek pişirilir. Pişen böreğin üzerine çok az miktarda zeytinyağı sürülür. Yanında yoğurt veya ayranla servis yapılır.

Bir yanıt yazın