DİYARBAKIR

   Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık altıncı şehri. TÜİK ADNKS verilerine göre 2021 sonu itibarıyla 2.230.431 kişilik nüfusa sahiptir. İlin yüzölçümü 15.272 km2’dir. Valiliğin denizden yüksekliği 674 m’dir. Diyarbakır kent merkezi yaklaşık 9000 yıllık bir geçmişe sahiptir.

ETİMOLOJİ

Diyarbakır şehri farklı dönemlerde farklı isimlerle anılmıştır. MÖ 200’de Amidi Asur hükümdarı Adad-Nirari’ye ait bir kılıç kabzasında şehrin adı “Amid” ya da “Amidi” olarak geçmektedir. Roma ve Bizans kaynaklarında şehrin adı “Amid, O’mid, Emit, Amide” şeklinde adlandırıldığı görülmektedir. 11. yüzyılda yöreye gelen Türkmenler şehirdeki yapılarda kullanılan siyah renkli taşlardan dolayı şehre “Kara Amid” demişlerdir. Müslüman Arapların egemenliği sırasında buraya yerleşen “Bekr” (بکر) kabilesinden dolayı “Diyâru Bekr” (ديار بكر) (Bekr kabilesinin yurdu) olarak kayıtlara geçmiştir. “Diyaru Bekr” daha sonraları “Diyarbekir”; Osmanlı’nın son yıllarına kadar daha çok bir bölge adı olarak kullanılmıştır. Ancak merkez için kullanılan Amid isminin kullanımının özellikle Diyar-ı Bekr’in (Diyarbekir) 1867 yılında vilayet oluşu sonrası yavaş yavaş terk edildiği, bütün bölgeyi nitelemesinin yanında merkez sancak için de Diyarbekir (Diyar-ı Bekr) adının kullanıldığı görülmektedir.

     Diyarbekir’in “Diyarbakır” oluşuna dair çalışmalar, Türk Dili dergisinin Haziran 1938 nüshasında özetlenmiştir. 17 Kasım 1937 tarihinde Atatürk’ün trenle Diyarbekir’den Elâzığ’a geçtiği gece yapılan bir dil tartışmasının ardından Türk Dil Kurumuna gönderilen bir telgrafla başladı. Yapılan çalışmaları sonucu şehrin adı Diyarbakır olarak değiştirildi. Türk Dil Kurumu Genel Sekreteri İbrahim Necmi Dilmen’e gönderilen telgraf şöyledir.

    « Diyarbekir şehrinin isminin etimolojisine dair etüt var mıdır? Esasta bu şehrin ismi ‘Bakır memleketi’ manasına olan ‘Diyarbakır’ olması gerektir ve artık bu isimle tanınacaktır. Dil Kurumu’nun bu hususta Tarih Kurumu ile iş birliği yaparak, historik ve lengüistik tetkikatta bulunması emrediliyor. Balıkesir saylavı İsmail Hakkı’nın da mesai birliğine davet edilmesi faydalı olacaktır. Tetkikatın titizlikle yapılmasını ve mümkün ise neticelerin takiben bildirilmesini saygılarımla dilerim. »

Şehirde bakır madenciliği olmamakla beraber, ilde bakır madenciliği yaygın, kayda değer olmamıştır.

TARİHÇE

Silvan şehrinin eski adı “Tigranakert” olarak Büyük Dikran tarafından kuruldu

Büyük Dikran tarafından kurulan Silvan şehrinin, Ermenistan Krallığın MÖ 70 yılında başkenti Tigranakert olduğu savunulursa da bu bilgi spekülatif niteliktedir.[10] Mezopotamya ile Anadolu medeniyetlerinin geçiş bölgesinde olan Diyarbakır’ın tarihi çok eski devirlere dayanmaktadır. Yontma taş ve Mezolitik devirlerde Diyarbakır ve çevresinde var olan mağaralardan burada yerleşim olduğu yapılan arkeolojik araştırmalar ile anlaşılmıştır. Eğil-Silvan yakınlarındaki Hassun Dicle Nehri ve kolları üzerinde Ergani yakınlarında Hilar mağaralarında bu çağdan kalma kalıntılar tespit edilmiştir. Şehrin 65 kilometre kuzeybatısında Ergani ilçesi yakınlarında yer alan Çayönü Tepesi kazılarında, dünyanın en eski köyü bulunmuştur. Çayönü’ndeki insanlar zamanla göçebelikten yerleşik köy yaşama, avcılık ve toplayıcılıktan besin üretimine geçmiştir.

    Şehrin kent merkezinde, MÖ 3000 Hitit ve Hurri-Mittani egemenliği yaşanmıştır. MÖ 1260 yılına kadar egemenliklerini sürdüren Hurri-Mitaniler’den sonra sırasıyla Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Ermeniler, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar Diyarbakır’a egemen olmuşlardır.

    Asurlular döneminde şehir, bölge valilik merkezi olmuştur. Milattan sonra bir ve ikinci asırlarda şehir ve bölgesi için Romalılar ve Partlar arasında savaşlar yapılmıştır. Romalılar’ın hâkimiyetine geçen şehir Roma İmparatorluğu’nun yıkılması ile Bizans yönetime geçmiştir. Ömer döneminde İslam ordusu Diyarbakır’ı ve çevresini fethetmiştir. Halid bin Velid, Diyarbakır’a giren ilk İslam kumandanıdır. Diyarbakır böylece bir eyalet olarak İslam devletine bağlandı.

    869-899 yılları arasında Diyarbakır ve çevresinde şeyhiler Hanedanı hüküm sürmüştür fakat Halife Mütazıd bu hâkimiyete son vermiştir. Daha sonraki yıllarda Hamdânîler hâkim oldularsa da 990 yılında bölgeye hâkim olan Mervaniler, 1096 yılına kadar saltanatlarını sürdürmüşlerdir. Alparslan 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nden bir sene önce Diyarbakır’a geldi. Mervânîler, Selçuklular’a tabi oldu. Melikşah’ın vefatından sonra Diyarbakır’da egemenlik Suriye Selçukluları’na geçti.

   1095’te Türk emirlerinden Sadr’ın Amid valisiyken ölümü sonrasında kardeşi İnal şehre yönetici olmuş, İnal’ın kendi adıyla 1098 yılında İnaloğulları Beyliği’ni kurmasıyla bu beyliğin yönetiminde kalmıştır. 1142 yılından sonra da vezir Nisanoğlu Müeyyedüddin ve ardılları yarı bağımsız olarak Âmid şehrini yönettiler. Eyyubilere tabi olan Artuklu Beyliği’nin Hasankeyf Artuklu hükümdarı Nureddin Muhammed’in talebi üzerine Âmid şehri Selahaddin Eyyubi komutasındaki Eyyubi ve Artuklu kuvvetlerince 1183 yılında ele geçirildi. Selahaddin Eyyubi şehri Nureddin Muhammed’e bırakmış ve böylece şehir Hasankeyf Artukluları’nın başkenti olmuştur. 1232 yılına kadar Hasankeyf Artukluları’nın hâkimiyetinde kalan yerleşim bu tarihte Eyyubiler tarafından ele geçirildi. 1241’de yılında Anadolu Selçuklu Devleti’nin denetiminde olan şehir, 1257-1259 yılları arasında Meyyafakirin Beyinin denetimine girdi. 1259’da İlhanlılar tarafından alınan şehir kendilerine tabi olan Anadolu Selçukluları’na geri verildi. Şehir, 1302 yılında İlhanlı hükümdarı tarafından Mardin Artukluları’na bırakıldı. 1394 yılına kadar Artuklu hâkimiyetinde kaldı. Artuklular dönemlerinde kente önemli bir Türkmen kökenli nüfus yerleşimi olmuştur.

    1394 yılında Timur tarafından yağmalanan yerleşim 1404 yılında Timur tarafından Akkoyunlular’a bırakıldı. Akkoyunlu Devleti’nin kurulmasıyla da bir süre bu devlete başkentlik yaptı. Şehir, 1508’de Safeviler tarafından ele geçirildi.

     1508-1515 yılları arasında Anadolu Beylikleri, Memlûkler ve Safevî devletleri arasında bu bölge için mücadeleler devam etti. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim, Diyarbakır Kuşatması’yla 10 Eylül 1515’te Bıyıklı Mehmet Paşa kumandasında kenti Osmanlı egemenliğine kattı.

     Diyarbakır, Osmanlılar döneminde önemli eyaletlerden birinin merkezi olmuş, doğuya sefer yapan orduların hareket üssü ve kışlağı görevini görmüştür. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, özellikle I. Dünya Savaşı’nın yakın zamanlarında hastalık, yangın ve sefalet yüzünden büyük sıkıntı çeken Diyarbakır; Cumhuriyet devrinde büyük ve önemli imar, sosyal, kültürel ve ekonomik hareketler yaşamıştır. 1950’lerden sonra yeni şehir kurulmuş; yollar, hastaneler, okullar ve modern yapılarla gün geçtikçe büyümüş ve gelişmiştir. Yeni şehir kara, hava ve demir yollarıyla Türkiye’nin dört bir yanına bağlanmış önemli merkezlerden biri haline gelmiştir.

CUMHURİYET DÖNEMİ

   Atatürk, Ali Çetinkaya ve Sabiha Gökçen Diyarbakır’da, 16 Kasım 1937

Diyarbakır, 2 Eylül 1993’te çıkarılan 504 sayılı kanun hükmünde kararname ile büyükşehir unvanı kazandı. 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları valilik binası merkez kabul edilerek yarıçapı 20 kilometre olan dairenin sınırlarına genişletildi. 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.

COĞRAFYA

    Diyarbakır, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin orta kısmında, El Cezire’nin (Mezopotamya) kuzeyinde yer almaktadır. Doğuda Batman ve Muş, batıda Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya, kuzeyde Elâzığ ve Bingöl, güneyde ise Mardin illeri bulunmaktadır. Yeryüzü şekilleri açısından genelde dağlarla çevrili, ortası hafif çukurlaşmış görünümdedir ve Güneydoğu Torosların kollarıyla çevrilidir. En yüksek dağı Muş sınırı yakınındaki Andok Dağı’dır (2830 m).

İKLİM

     Diyarbakır’da sert bir kara iklimi egemendir. Yazları çok sıcak geçer fakat kışları Doğu Anadolu Bölgesi kadar soğuk geçmez. Bunun başlıca nedeni Güneydoğu Toroslar yayının kuzeyden gelen soğuk rüzgârları kesmesidir. En sıcak ortalaması 40,2 derece, en soğuk ay ortalaması ise -10,1 derecedir. Günümüze kadar ölçülen en yüksek sıcaklık 48,4 derece ile 29 Temmuz 1946 gününde, en düşük sıcaklık ise -25,7 derece ile 11 Ocak 1933 gününde yaşanmıştır.

    Yıllık yağış ortalaması 496 milimetre olan şehirde, bu yağışın %2’lik kısmı yaz aylarında düşmektedir. Kuzeydeki dağların eteklerine doğru gidildikçe yağışlar da artar.

BİTKİ ÖRTÜSÜ

    Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin doğal bitki örtüsü olan bozkır, Diyarbakır’da da egemendir.  Bozkır bitki örtüsü içinde otsu bitkiler daha fazladır. Bunlar ilkbaharda kısa bir süre içinde yeşerip çiçeklenir, ama yağışların kesilmesiyle yaz başında kururlar. Çevredeki dağlar, yer yer meşe ormanlarıyla kaplıdır. Diyarbakır topraklarının %33’ü orman ve fundalık, %40’ı ekili arazi ve %22’si çayır ve meralarla kaplıdır. İlkbaharda her yer yemyeşildir. Yaz aylarında ise dere kenarları dışında her yer bozkırdır, otlar tamamen kurur. Vadilerde söğüt, çınar, ceviz ve kavak ağaçları, yükseklerde ise meşe, ardıç ve yabani meyve ağaçları yer alır. Ormanlık arazi her ne kadar %33 görülmekteyse de muntazam ormanlık saha çok azalmıştır.

AKARSULAR

Dicle Nehri, Diyarbakır

     Diyarbakır şehrinin en önemli akarsuyu Elâzığ ili sınırları içinden çıkan Dicle nehridir. Nehir, Diyarbakır şehrinin bulunduğu lav sahanlığının doğu kesimine paralel akar. Burada nehir vadisinin tabanı 600 m’ye iner. Diyarbakır’ın güneyinde 8 km mesafede doğuya yönelir. Dicle, Diyarbakır ilindeki akarsuların tümüne yakınını toplar. Yalnızca ilin kuzeybatı köşesindeki küçük bir alanın suları Fırat ırmağına gider. Ayrıca Dicle nehri üzerinde inşa edilen Dicle, Devegeçidi, Kralkızı, Silvan gibi barajlar sayesinde hidroelektrik enerjisinin üretimi artmış bunun yanında sulama faaliyetleri de gelişmiştir.

YÖNETİM

    Büyükşehir illerinde Merkezi yönetim Vali, İl Müdürleri ve İl Danışma Kurulundan oluşur.

Diyarbakır, bir ‘Büyükşehir’dir. Bu özelliğine göre yönetimi belirlenmiştir. Protokolde ilk sırada yer alan Vali, merkezi yönetimi temsil eder ve Cumhurbaşkanı tarafından atanır.

   Büyükşehir yapılan illerde, İl Genel Meclisi, yetki ve görevlerini Büyükşehir Belediye Meclisi’ne devretmiş ve kaldırılmıştır.

YEREL YÖNETİM

     Büyükşehir Belediyelerinde yerel yönetim, Büyükşehir Belediye Başkanı, Büyükşehir Belediye Meclisi ve Büyükşehir Belediye Encümeni’nden oluşur.

   Yerel yönetimi temsil eden Büyükşehir Belediye Başkanı, ildeki tüm seçmenlerin oy çokluğu ile seçilir. Yerel seçimlerde İlçe Belediye Başkanı ve İlçe Belediye Meclisi için de oy kullanılarak ilçelerin belediye meclisleri oluşur. İlçe Belediye meclislerinden alınan üyelerle (başkan kontenjanı, ilçe nüfusu ve parti oy oranına göre) de Büyükşehir Belediye Meclisi oluşur. Bu mecliste ilçe belediye başkanları da yer alır. Meclisin başkanı Büyükşehir Belediye Başkanı’dır.

     Büyükşehir belediye encümeni, belediye başkanının başkanlığında, belediye meclisinin kendi üyeleri arasından bir yıl için gizli oyla seçeceği beş üye ile biri genel sekreter, biri malî hizmetler birim amiri olmak üzere belediye başkanının her yıl birim amirleri arasından seçeceği beş üyeden oluşur.(5216 saylı kanun 16.madde)

    Büyükşehir yapılan illerde, İl Genel Meclisi, yetki ve görevlerini Büyükşehir Belediye Meclisi’ne devretmiş ve kaldırılmıştır.

NÜFUS

    Diyarbakır İl Nüfusu: 2.230.431 (2020 sonu). İlin yüzölçümü 15.168 km2’dir. İlde km2’ye 118 kişi düşmektedir. (Yoğunluğun en fazla olduğu ilçe: 931 kişi ile Bağlar’dır)

    İlde yıllık nüfus artış oranı %3,54 olmuştur. Nüfus artış oranı en yüksek ve en düşük ilçeler: Kayapınar (%7,11)- Sur (-% 4,76)

    24 ağustos 2021 TÜİK verilerine göre 19 İlçe ve belediye, bu belediyelerde toplam 1.046 mahalle bulunmaktadır.

EKONOMİ

Diyarbakır’da geniş tarım arazileri bulunur insanlar çoğunlukla da tarım ile uğraşır ekilen başlıca tarım ürünleri: buğday, arpa, kırmızı mercimek, nohut ve pamuktur. Bahçelerde ve bostanlarda ise üzüm, elma, karpuz, kavun ve çeşitli sofralık sebzeler yetiştirilir. Ergani ilçesinde bakır çıkarılmaktadır. Ayrıca son dönemlerde Diyarbakır’da yapılan petrol aramalarında petrol kaynakları bulunmuştur

KÜLTÜR

   Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri, UNESCO tarafından 2015’te Dünya Mirası olarak tescil edildi. Devlet Tiyatrosu ve Büyükşehir Belediye Tiyatrosu, Diyarbakır il merkezinde yer almaktadır. Kentte ayrıca Diyarbakır Kitap Fuarı düzenlenmektedir.

    Diyarbakır; Uluslararası Gazeteciler ve Yazarlar Derneği tarafından şehirlerin turistik mekânları, konaklama yerleri, şehir halkının misafirperverliği gibi özelliklerin değerlendirildiği, Turizmin Oscarı olarak da anılan Altın Elma Ödülünü 2018 yılında kazanmıştır.

MUTFAK

    Binlerce yıl Arap, Ermeni, Kürt, Süryani, Türk, Yahudi ve Zaza halklarının iç içe yaşadığı Diyarbakır’da, bu kültürlerin bileşiminden meydana gelen yemek kültürü bir hayli zengindir. Mutfağın temel malzemeleri kuzu eti, yöresel baharatlar (sumak, kişniş, karabiber vs.), pirinç, sakatat çeşitleri, tereyağı ve bulgurdur. Bu nedenle Diyarbakır mutfağı ağır yemeklerden oluşur. Diyarbakır lahmacunu ve kadayıfının yanı sıra peyniri ile de ünlüdür. En ünlü yemekleri kaburga dolması, içli köfte, sac tava, meftune ve ciğer kebabıdır.

    Karpuzu ile ünlenen Diyarbakır, ana yemek olarak ciğer kebabı, içli köfte, çiğ köfte, bulgur pilavı, kaburga, keşkek, lebeni; tatlılardan ise burma kadayıf ve sütlü nuriye ile yemek kültürü açısından da zengindir.

İBADETHANELER

ULU CAMİİ

    Çok sağlam, bazalt taştan yapılmış, Anadolu’nun en eski camilerindendir. Diyarbakır Kalesi’nin surları üzerinde Harput Kapısı ile Mardin Kapısı’nı birleştiren eksenin batısında yer alır. MS 639 yılında İslam orduları Diyarbakır’ı fethedince Mar-Toma Kilisesi’nin camiye çevrilmesiyle kurulmuştur. İslam âleminde ”5. Harem-i şerif” olarak tanınmaktadır. Duvarlarında birçok uygarlığın kitabesi bulunmaktadır.

SAFA CAMİİ

     Palu (Parlı) Camii ismi de verilen yapı 1532 yı­lında yapılmış bir Akkoyunlu eseridir. Çini ve motiflerle süslen­miş çok zarif olan minaresinin son zamanlara kadar kılıfla muhafaza edildiği söylenmektedir. Batısında büyük Hekim Muslihiddin-i Lari’nin mezarı vardır. 15. yüzyılda, Akkoyunlular döneminde, Uzun Hasan tarafından yaptırılmıştır ve dönemin mimari başyapıtlarındandır. Özellikle minaresinin taş işçiliği dikkat çekicidir. Minaresinin harcının Diyarbakır çevresinde yetişen kokulu bitkilerle karıldığı için yakın zamanlara kadar sadece Cuma hutbelerinde minarenin kılıfının çıkarıldığı bilinmektedir.

BEHRAM PAŞA CAMİİ

    Behram Paşa Camii, 1572 yılında Diyarbakır Valisi Behram Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış Osmanlı eseridir. Caminin yapımına kapısı üzerindeki kitabesine göre 972 (1564-65) yılında başlamış ve 980 (1572) tarihinde tamamlamıştır. Ayrıntılarıyla Diyarbakır’ın yerel mimarisini yansıtan yapı, boyutlarıyla İstanbul’daki sadrazam camilerinden geri kalmıyor. Caminin çok süslü minberi bir sanat harikasıdır. Tamamen kesme taştan yapılmıştır. Tek kubbeli bir yapıdır. Sakıflı son cemaat yeri, aynı üslupta yapılmış önündeki şadırvanı ile sütunlu bir saray girişini anımsatmaktadır. Bu tip sakıflı girişlere Osmanlı Dönemi yapılarında rastlanmakla birlikte burada olanakların sonuna kadar zorlandığını görüyoruz. Güneye özgü taş işçiliğinin eklenmesi, yerel özelliklerin katılmasıyla Osmanlı Mimarisinin ana şemalar kalmakla beraber bulunduğu yerlerde yerli geleneklerle beslenerek, az da olsa değişik bir karaktere büründüğünü izlemekteyiz. Giriş kapısının üstündeki sağ ve sol sahanların ters düzeninin bugünkü in­şaatlarda kullanılan modern sıkıştırma usulünün günümüzden 400 sene önce taş inşaatına tatbiki suretiyle yapılması fen adamları­nın dikkatini çekmekte ve takdirini kazanmaktadır. 5 Mayıs 1828’de Behram Paşa Camisi minaresine yıldırım düştü ve ancak 1930’da onarılabildi.

NEBİ CAMİİ

Akkoyunlu eseri olup, 15. yüzyıldan kalma taşla örtülü tek kubbeli bir camidir. Minaresinde Muhammed’den (Kaalen Nebiye) diye bahseden kitabelerin çokluğundan dolayı Nebi veya Peygamber Camii denildiği sanılmaktadır. 1530 yılında Hacı Hüseyin adlı bir kasap tarafından yaptırılan minare­si 1960 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yeri değiştirilerek onarılmıştır.

FATİHPAŞA CAMİİ

    Kurşunlu Cami de denilmektedir. 1516-1520 yılları arasında şehrin ilk Osmanlı valisi Diyarbakırlı Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. İlk Osmanlı eseri­dir. Duvarları çok güzel Osmanlı çinileri ile kaplıdır. Mihrabı ve min­beri görkemli bir sanat yapıtı olan caminin ayrıntıları Selçuklu tarzındadır. Cumhuriyet devrinde onarılan caminin yanında bir de türbe vardır. Daha önce çok geniş olan cami havlusu doksanların ortasında bölünmüştür. Cami bünyesinde bir kümbet te bulunmaktadır.

HÜSREV PAŞA CAMİİ

    Osmanlı devri Diyarbakır valile­rinin ikincisi olan Hüsrev Paşa tarafından 1512-1528 tarihleri ara­sında yaptırılmıştır. Bina önce Üsreviye Medresesi adı ile yaptırılmıştır. Kesme taştan yaptırılmış olan minaresi Selçuklu tar­zında olup, sarkıtlarla süslüdür.

MELEK AHMED CAMİİ

   Melek Ahmed Paşa tarafından 16. yüzyılda yaptırılmıştır. Tümü çiniden yapılmış mihrabı çok ilgi çe­kicidir. Minaresine yarıya kadar birbirini görmeyen iki merdiven­le çıkılır, yarıda bu iki merdiven birleşir. Kaidesinin süslemeciliği oldukça inceliklidir. Çini mozaiklerle süslü kabartmalar ince ve ustalıklı bir beğeni örneğidir. Ayrıca Melek Ahmet’in kabri burada bulunmaktadır.

İSKENDER PAŞA CAMİİ (MERKEZ)

   Diyarbakır’da İskender Paşa Mahallesi’nde bulunan bu camiyi Diyarbakır’da 14 yıl valilik yapan İskender Paşa 1551 yılında yaptırmıştır. Bazı yazmalarda bu caminin Mimar Sinan eseri olduğuna dair bilgiler bulunuyorsa da Mimar Sinan’ın eserlerini derleyen Tuhfetûl Mimarin’de ismi geçmemektedir.

    Osmanlı mimarisinde belirli bir plan tipinin uygulandığı bu caminin önünde şadırvanı, doğusunda da türbesi bulunmaktadır. Son cemaat yeri dört sütun ve köşelerdeki L şeklinde ayakların taşıdığı beş bölümden meydana gelmiştir. Sivri kemerlerle birbirine bağlanmış olan sütunların başlıkları oldukça sadedir.

    Kare planlı, 14,76 x 14,76 m ölçüsündeki ibadet mekânının üzeri merkezî bir kubbe ile örtülüdür. Buradaki tromplar da çok aşağıdan başlamakta ve ortası bir çizgi ile ikiye ayrılmaktadır. Trompların arası da birer kemerle birbirlerine bağlanmıştır. Bu tromplara dayanan kubbe dışarıdan onaltıgen bir kasnağa oturmaktadır.

    Mihrap taştan olup mukarnaslıdır. Osmanlı mihraplarının bir benzeridir. Minber orijinalliğinden uzaklaşmış ahşap bir eserdir.

    İskender Paşa Camisi Erken Osmanlı devri mimarisinin özelliklerini taşımasına rağmen, bir bakıma da Diyarbakır camilerinin etkisinde kalarak yapılmıştır. Caminin sol tarafına silindirik gövdeli, tek şerefeli taş minare eklenmiştir.

KALE CAMİİ (HZ. SÜLEYMAN–NAZIRİYE CAMİİ)

    Hz. Süleyman Camii, Nisanoğlu Ebul Kasım tarafından 1155-1169 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami bitişiğinde Osmanlılar döneminde yapılan Halid Bin Velid’in oğlu Süleyman ile Diyarbakır’ın Araplar tarafından alınışı sırasında şehit düşen diğer sahabelerin yattığı Meşhed bulunmaktadır. Diyarbakır’ın fethi sırasında şehit olan Halid Bin Velid’in oğlu Süleyman dâhil 27 sahabe bu bölgede, 13 sahabe ise surların farklı bir yerinde öldü. Yaralanan Sultan Sasa’nın da 6 ay sonra şehit olmasıyla birlikte bölgeye toplam 41 sahabe defnedildi. Diyarbakır’da mezar yerleri kesin olarak bilinen 30 sahabenin 27’sinin kabri bu camidedir. 27 şehit sahabenin kabirleri Türkiye’nin her yerinden ziyaretçi akınına uğramaktadır.

DÖRT AYAKLI MİNARE

    Akkoyunlu Kasım Han tarafından yaptırılan Şeyh Mutahhar Ca­misinin dört ayaklı minaresi yekpare dört sütun üzerinde inşa edilmiş ilginç anıtlardandır. Balıkçılarbaşı semtindeki Kasım Padişah diye de adlandırılır. Cami Şeyh Mutahhar türbesinin bulunduğu arsa üzerinde inşa edildiği için bu adı almıştır. Minaresindeki kitabesinde caminin 1500 tarihinde Akkoyunlu sultanı Kasım Bey’in zamanında yapıldığı yazar. 4 yalın sütun ile başlıklar üzerinde oturan kare mimarisi ile Anadolu camileri içinde tek örnek oluşturmaktadır.

MESUDİYE MEDRESESİ

     Ulu Camii’nin kuzeyinde ve camiye bitişiktir. 1198 yılında Artuklu Melikül Mesut Kutbudin Ebu Muzaffer Sokman zamanında inşasına başlandığı üzerindeki ki­tabeden anlaşılmaktadır. Motif ve kitabeleriyle çok değerli bir sanat eseri olan medresenin avlusundaki mihrabın iki yanına ustaca yer­leştirilmiş döner taş sütunlar binanın herhangi bir yerinde mey­dana gelecek çökmeyi veya kaymayı tespit için konulmuştur. Bina kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Mesudiye Medresesi içinde öğrenim yapılan Anadolu’nun ilk üniversitesidir.

ZİNCİRİYE MEDRESESİ

Ana madde: Zinciriye Medresesi

Sincariye Medresesi de denilir. Bina 1198 yılında yapılmış olup, mimarının adı İsa Ebu Dirhem’dir.

MERYEM ANA KİLİSESİ

    3. yüzyıldan kalmadır. Zamanla bir­çok onarım görmüş olup, Bizans devrinden kalma mihrabı, Ro­ma biçimi kapısı ilginçtir. Kilisede bazı azizlerin türbesi bulunmaktadır. Şehrin en güzel Süryani Kadim Yakubi mez­hebi kilisesidir. Diğer bir kilisede Keldani Kilisesidir. Ortodoks Süryanilere ait bir kilisedir. 3. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen yapı, günümüze dek birkaç kez yanmış, yıkılmış, yenilenmiş, defalarca onarım geçirmiştir. Mardin’deki Deyr-ül Zafaran’dan gelen Patrik 2. Yakup, 1871 yılında ölene kadar burada yaşamış ve yapı o dönemde Patriklik Merkezi olarak hizmet vermiştir.

SURP GİRAGOS KİLİSESİ

    Kırkdamaltı Kilisesi olarak da bilinen Surp Giragos Kilisesi 3. yüzyılda Diyarbakır Belisırma Bölgesi’ndeki en yüksek kilise olup, Amirarzes Basileios ve eşi Tamara tarafından yaptırılmıştır. 1283-1295 yılları arasında dekore edilmiştir. Birapsisli bazilikal planlı olan kilisede bulunan fresklerde, incilin hikâye ettiği tüm konular ile Selçuklu Sultanı II. Mesud’un resmi tasvir edilmiştir. Giriş bölümünü oluşturan mekân, kayanın bir bölümünün kopması sonucu tahrip olmuştur.

SAİNT GEORGE KİLİSESİ

  İç Kale’nin Dicle’ye bakan yüksek kayalıkları üzerinde yer almakta, böylece Sur içinde yer almayan tek kilise özelliğini taşımaktadır.

MAR PETYUN KİLİSESİ

    Özdemir Mahallesi’nde, Yeni Kapı Caddesi’ndedir. Ne zaman inşa edildiği tam olarak bilinmeyen ve 17. yüzyıla tarihlenen kilise, Katolik mezhebinden Keldaniler tarafından günümüzde de kullanılmaktadır.

DİĞER ÖNEMLİ CAMİLER

Ömer Şeddat Camii, Kadı Camii, Hacı Büzürk Camii, Arap Şeyh Camii, Lala Kasım Camii, Kurt İsmail Paşa Camii, Hadım Ali Paşa Camii şehrin diğer önemli camileridir.

MÜZELER

     Diyarbakır (Arkeoloji) Müzesi, Ziya Gökalp Müze Evi, Gazi Köşkü müze evi, Cahit Sıtkı Tarancı Müze Evi günümüzde Diyarbakır’ın aktif müzeleridir. Robotik bilimin babası sayılan Diyarbakırlı El Cezeri adına yakın zamanda bir müze açılacaktır. Müze Dicle Üniversitesi, Dicle Teknokent’te yer alacaktır.

DİYARBAKIR MÜZESİ

     Diyarbakır’da ilk müze 1934 yılında Ulu Cami’nin devamı olan Senceriye (Zinciriye) Medresesinde açılmıştır. 1985 yılında ise Elâzığ Caddesi üzerinde bulunan yeni binasına taşınmıştır. Müzede Neolitik Çağ’dan itibaren Eski Tunç, Urartu, Asur, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı devirlerine ait eserler kronolojik olarak sergilenmektedir. Çoğunluğu Artuklular döneminden kalma çok sayıda sikke ile yöresel, etnografik nitelikli eserler de müzede teşhir edilmektedir.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Diyarbakır’da ilk müze 1934 yılında Ulu Cami’nin devamı olan Zinciriye Medresesi’nde açılmıştır. 1985 yılında ise Elâzığ Caddesi üzerinde bulunan Dedeman Oteli arkasında bulunan yeni yapısına taşınmıştır. Müzede Diyarbakır yöresinden kazılar, satın alma ve müsadere yoluyla edinilen eserler, Neolitik Çağ’dan itibaren Eski Tunç, Asur, Urartu, Helenistik, Roma, Bizans, Artuklu, Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı devirlerine ait eserler kronolojik olarak sergilenmektedir. Ayrıca bunlardan başka birçok başka eser de sergilenmektedir.

CAHİT SITKI TARANCI MÜZESİ

   Şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu bu ev geleneksel Diyarbakır evlerine güzel bir örnek teşkil etmektedir. 1973 yılında Kültür Bakanlığı tarafından satın alınıp müze haline getirtilmiştir. Müzede Cahit Sıtkı Tarancı’nın eşyaları, mektupları ve kitapları sergilenmektedir.

ZİYA GÖKALP MÜZESİ

Ziya Gökalp’in yaşadığı bu ev 1956 yılında müze haline getirtilmiştir. Gökalp’in eşyaları, mektupları ve kitapları sergilenmektedir.

SOSYAL AKTİVİTELER

EL SANATLARI

    Diyarbakır’ın el sanatları içerisinde kuyumculuk, ipekçilik, bakırcılık önde gelmektedir. Diyarbakır el sanatları, I. Dünya Savaşı’na kadar çok ileri bir düzeydeydi. Örneğin Konya’daki Mevlana türbesinin ikinci kapısı, Bağdat’taki İmam-ı Azam türbesinin altın ve gümüş işlemeli kapısı ile avize, şamdan ve kandilleri Diyarbakır’da yapılmıştır.

    Eskisi kadar olmamakla birlikte günümüzde önemini koruyan bu el sanatlarında hasır bilezik, kişmiş gerdanlık, gümüş işlemeli nalın ve çekmeceler Diyarbakır’ın kuyumcularının beğenilen ürünleri arasındadır. Köylerde el dokumacılığı ve halı, kilim üretimi de yapılmaktadır.

DİYARBAKIR KALESİ

   Surların uzunluğu 5,5 km, yüksekliği 10-12 metre, kalınlığı 4-5 metredir. Çin Seddi’nden sonra en büyük sur olma özelliğini taşımaktadır. Dicle vadisinden yaklaşık 100 metre yükseklikte geniş bir düzlük üzerine kurulmuştur. Dış kalenin 82 burcu vardır. Burçlar arasında geniş bir yol vardır, bu duvarlar 70 santimetre kalınlığındadır. Burçlar çoğunlukla yuvarlaktır, ancak dört ve altı köşeli olanlar da vardır.

DİYARBAKIR SURLARI

    Diyarbakır Surları: Diyarbakır Surları 5,5 km uzunluğunda ve 7–8 m yüksekliğindedir. 16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan siyah bazalt surlar, kentin en ilgi çekici yeridir. Ortaçağ askerî mimarisinin muhteşem örneğini oluşturan bu surlar yazıtlar ve kabartmalarla dekore edilmiştir.

ZERZEVAN KALESİ

    Roma İmparatorluğu döneminde askeri yerleşim alanı olarak kullanılmıştır. Çınar ilçesine 13 km uzaklıktadır. 60 dönüm arazi üzerinde 1200 metre sur kalıntısı, 21 metrelik gözetleme kuleleri, kilise, depolar, yer altı ibadethaneleri, evler, sığınaklar, kaya mezarları, su kanalları, sarnıç ve diğer binalar bulunmaktadır. Ayrıca kalede bulunan Mithras Tapınağı, Roma İmparatorluğu’nun doğudaki ilk tapınağı olma özelliğini taşımaktadır.

MALABADİ KÖPRÜSÜ

Silvan ilçesinde bulunan, Artuklular zamanından kalma bir köprüdür. Ayrıca dünyanın, en geniş taş kemerli köprüsüdür.

HANLAR VE KERVANSARAY

Diyarbakır’ın önemli yapıları arasında hanların önemli bir yeri vardır. Bunların başında Deliller Hanı, Hasan Paşa Hanı, Çifte Han ve Yeni Han gelmektedir.

    Diyarbakır, İpek Yolu’nun üzerinde oluşundan ötürü belirli güzergâhlar üzerinde han ve kervansaraylar yapılmıştır. Anadolu Selçuklularının da uyguladığı bu düzeni Osmanlılar da sürdürmüşlerdir.

DELİLLER HANI (HÜSREV PAŞA HANI)

    Hüsrev Paşa Hanı adıyla anılan yapı 1527 yılında aynı şahıs tarafından yaptırılmıştır. Halk arasında Deliller hanı denilmesinin nedeni her yıl islâm ülkelerinden Hicaza gitmek üzere bu handa toplanan hacı adaylarını götürecek delillerin burada kalmalarındandır. Yapı iki katlıdır. Restore edilerek 120 yataklı turistik modern bir otel olarak hizmete açılmıştır.

HASAN PAŞA HANI

    Ulu Camii’nin karşısındadır. Osmanlı valilerinden Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1572-1573 yıllarında yaptırılmıştır. Günümüzde kafelere, restoranlara, kitapçılara, antikacılara ev sahipliği yapmaktadır.

SÜLÜKLÜ HAN

   Sülüklü Han 1683 yılında Hanilioğlu Mahmut Çelebi ve kız kardeşi Atike Hatun tarafından yaptırılmıştır.

KÖPRÜLER

DİCLE KÖPRÜSÜ (ON GÖZLÜ KÖPRÜ)

Dicle Köprüsü. Köprü, yazıtından anlaşılacağı üzere Mervaniler devrinde Diyarbakır hükümdarı Nizamüddevle Nasr tarafından 1065 tarihinde yaptırılmıştır.

HABURMAN KÖPRÜSÜ

   Köprünün beş satırlık kitabesinden Zübeyde Hatun tarafından 1179’da yaptırıldığı öğrenilmektedir. Zübeyde Hatun Artuklu Necmüddin Albi’nin (1152-1176) kızı olup, bu köprüyü kendi parası ile yaptırmıştır.

Kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedi