DİKİLİ ADI NEREDEN GELİYOR

DİKİLİ ADI NEREDEN GELİYOR


   Araştırmalara göre; “Dikili” sözcüğünün Dikili ilçesine nasıl ad olduğuna dair bir kayda rastlanamamıştır. Dikili’nin olduğu bölgenin yerleşim yeri olarak kullanılmaya başlandığı tarihin 1800’lü yıllara rastladığı sanılmaktadır. Bugünkü Beylik Zeytinliğinin olduğu yere Bergama Voyvodası Karaosmanoğlu bir çiftlik kurmuş ve civarlarına da zeytin ağaçları dikmiştir. Zeytin ağaçlarının dikildiği yere “Dikmelik” denir. Bir varsayıma göre Dikili sözcüğü bu dikmelik sözcüğünden gelmektedir. Karaosmanoğlu Dikili’de bir çiftlik kurmuştur. Karaosmanoğlu’na ait başka çiftliklerde olduğundan bu çiftliği diğerlerinden ayırt etmek üzere zeytinlerin dikili olduğu veya dikili çiftlik denmesi büyük bir olasılıktır.
    Yapılan araştırmalarda yöre halkından alınan bilgiye göre: İngiliz dükleri (Kraliyet mensupları) yatlarıyla buralara gelir, bir müddet kalır ve araştırmalar yaparlarmış. Bundan ötürü de buralara düklerin kaldığı yer anlamına gelen “Dük-ili” denirmiş. Bu sözcük zamanla Dikili olmuş bu da başka bir olasılıktır. Bergama Voyvodası Karaosmanoğlu kurduğu bu çiftliğin etrafında (Özay pamuk çırçır fabrikası) yörede henüz daha köy hayatına geçmeyen ve göçebe olan hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Yörüklerden (Türk aşiretleri) bazılarını buraya getirip yerleştirmiş onlara iş vermiş. Böylece bu çiftlik bir yerleşim yeri olmaya başlamıştır. Çiftliğin bulunduğu yerde içilir vasıfta bir su bulunmadığından Karaosmanoğlu Ali Potra tepesinden toprak künklerle yaptırdığı kemerlerden geçirerek, bir kaynak suyunu çiftliğine getirmiş. Çiftliğin arkasındaki bu kemerlerin iki çıkış yeri vardı. Tarihi değeri olan bu kemerler korunmamış yıktırılmıştır, izi bile kalmamıştır. 839 Tanzimat fermanında azınlıklara tanınan haklardan yararlanan, ticaret işiyle uğraşan ve buralarını iyi bilen, Sakız adalı bir Rum olan Aleko Pandazoplu bu çiftliği Karaosmanoğulları’ndan satın almış, Sakız adasından, Limni adasından getirdiği Rumları bu çiftliğin etrafına yerleştirmiş, işlerinde çalıştırmaya başlamış. Böylece burada Rum nüfusu çoğalmıştır.
     1870’li yıllarda Kaptan İsmail Bey “Liman Reisi” olarak Dikili’ye atanmış ve gelmiştir. İsmail Bey Dikili’ye geldiğinde buranın bir Türk beldesi olmasına karşılık Türklerin azınlıkta, Rumların çoğunlukta olduğunu ve Rumların iki kilise ile bir okulu bulunduğunu; buna karşın Türklerin ibadet yeri ve okulu olmadığını görmüştür. Bunun üzerine harekete geçerek akrabalarının bir kısmını İstanbul’dan alarak Dikili’ye getirtip yerleştirmesinin yanı sıra, etraf köylerden de Türklerin Dikili’ye gelip yerleşmesi için büyük gayret göstermiştir. Böylece Dikili’nin düz yerlerinin üst başındaki yamaçlarda Bahriyon Mahallesi oluşmuş, buraya Bahriyon Camisi yapılmıştır. Türkler için iki okul açılmıştır. Bu işleri yaptıran da Liman reisi İsmail Bey ile ilk Nahiye (bucak) Müdürü Mehmet Emin Bey olmuştur.
    Bu okul Kurtuluş Savaşından sonra halen Kız Meslek Lisesi’nin bulunduğu binaya taşınmış ve Tınaztepe İlkokulu adını almıştır. Bu okul zamanında Rumlara aitti. Okul iki katlı olup, ön ve arka bahçesi vardı. O zamanlarda üst kat kızlara ait olup ihata duvarında bulunan kapıdan girilir dışarıdaki taş merdivenden yukarı kata çıkılırdı. Bu binanın üst kısmı ise erkek öğrencilere ait olup bunlar da alt başta kilise yönündeki esas kapıdan okula gelirlerdi.

COĞRAFYASI:
Dikili, İzmir’in kuzeyinde yer alan bir ilçesidir. Konumu Ege Denizi kıyısında ve Midilli Adası karşısında yer alır. Komşu ilçeler Ayvalık, Bergama ve Aliağa’dır. Dikili’nin yerel konumu 39 derece 03 saniye kuzey enlemi ile 26 derece 52 saniye doğu boylamı arasına düşer. İzmir’e 118 km uzaklıktadır. Denizyolu olarak İzmir’e 66 mil, İstanbul’a 228 mil ve Midilli’ye 18 mil uzaklıktadır.
*İlçenin yüzölçümü 541 km²’dir. Rakımı 2 metredir.
*Plaj Uzunluğu: Dikili Plajı 20 Km, Çandarlı Plajı 22 Km.dir.
Dikili 1860’lı yıllarda Bergama ilçesine bağlı bir bucak olup 1923 yılında belediyelik olmuştur. İlk Belediye Başkanı da Mustafa (efendi) Devecioğlu’dur.13 Ekim 1928 yılında Bergama’dan ayrılmış, İzmir ilinin bir ilçesi olmuştur.
Dikili’ye bağlı 25 köy ve 1 Kasaba bulunmaktadır. Dikili İlçe Merkezinde 4, Çandarlı Kasabasında 2 olmak üzere toplam 6 Mahallesi vardır.
İlçe merkezinin konumu ise batısında Ege Denizi, güneyi Karadağ’ın eteği olan Kızılçukur ve Ali Petre bayırı, doğusu Uçar ve Katrancı Bayırı, kuzeyi de ova ile çevrilidir. Sınırları ise kuzeyden Madra Çayını izleyerek Kozak yükseltisine ve Kaplan Köyünün altındaki köprüye kadar uzanır. Güneyden Kemikli Burnundan Bakırçay’ın ağzına ve Bakırçay boyunca Aşağıkırıklar Köyü yakınına kadar gelir. Batıdan Madra Çayı ağzından Dikili, Bademli ve Çandarlı, doğudan Aşağıkırıklar Köyü yakınından Soğancı ve Yenice Köyleri arasından Geyikli Dağına ulaşır.

EKONOMİSİ:
İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca geçim kaynağı orman ve orman ürünlerine dayalı sanayi kolları ile hayvancılıktır. İlçede en önemli ticari faaliyet keresteciliktir. Bu sektör aynı zamanda nakliye sektörünün de gelişmesini sağlamıştır Kavak yetiştiriciliği gelişmiştir.
lçe çeşitli maden rezervlerine sahiptir. Bunların başında; kömür(linyit), traverten mermeri(Arizona Kırmızısı, Verona Beyazı), kurşun, krom, magnezit, çinkolu kurşun başlıcalarıdır.
İlçe toprakları çok engebeli ve verimsiz olduğu için tarımsal faaliyetler geniş araziler üzerine kurulmuştur. İlçede toplam 23.901 ha. tarım arazisi bulunmaktadır. Kuru tarım ürünlerinden; buğday, arpa, çavdar, yulaf, mercimek ve nohut, meyve üretimi olarak en çok elma üretilmektedir.

DİKİLİ’NİN TARİHİ:
Antik Dönem

Dikili tarihi; İlk arkeolojik bilgilere göre Dikili’nin M.Ö. 4000-5000 yıllarına kadar uzanan geniş bir geçmişi vardır. İlk yerleşim yerlerinden Ağıltepe ve Kaletepe’de yapılan kazılar sonucunda Akalar’ın yaşadığı bu bölgeye Aterneus denildiği belirtilmiştir. Eoılı’lerin Dikili toprakları üzerinde Aterneus, Pytani, Astria, Teutronia gibi kentleri ve siteleri bulunduğu arkeolojik kazılardan anlaşılmıştır. İlk çağlarda Lidyalılar, İranlılar, Frikya ve Mysialılar daha sonra Romalılar, Bergamalılar, Orta Çağda da Bizanslılar, Cenovalılar, Selçuklular ve Osmanlılar hâkim olmuşlardır. Dikili bölgesindeki tarihi kent ve sitelerde Aristo, Hermos, August, İskender gibi ünlü isimler zaman zaman bulunmuşlardır.
Türk Hâkimiyeti Dönemi

Yeni Dikili tarihi Bergamalı Karaosmanoğlu’nun Dikili’de çiftlik kurması ve burada dikmelik yetiştirmesi ile başlamıştır. Önceleri Dikmelik olarak geçen isim daha sonra Dikili haline gelmiştir. Karaosmanoğlu ayrıca bugünkü Pazar yerinin yanında çiftlik kurmuş, bölgede hayvancılıkla geçinenleri burada toplayarak küçük bir köy haline gelmesini sağlamıştır. Selçuklular bölgeyi ele geçirdikten sonra, uzun süre Türk ve Osmanlı hâkimiyetinde kalmış, 1919-1922 yılları arasında Yunanlıların işgali altına giren Dikili, 14 Eylül 1922’de düşman işgalinden kurtarılmıştır.
Cumhuriyet Dönemi

Dikili 1860 yılında Bergama’nın bir köyü iken bu tarihte Bergama’ya bağlı bir bucak, 1923 yılında da belediyelik olmuştur. 13 Ekim 1928 tarihinde de Bergama’dan ayrılarak İzmir İlinin bir ilçesi olmuştur.

DİKİLİ YÖRESİNDEKİ TARİHİ YERLER:
Dikili ilçesi doğal ve antik güzelliklerin bulunduğu zengin turizm potansiyeli ile gelecekte seçkin bir yerleşim birimi olmaya hazırdır. İlçe merkezinden denize girme olanağı sunduğu gibi uzun bir kumsal şeridi ile geniş bir sahil seçeneği sunmaktadır. Yerleşme çevresinde M.Ö. 10. yüzyıla tarihlenen antik ATERNEUS kenti ile PİTANE (Çandarlı) kenti kalıntıları bulunur.
Dikili aynı adla anılan limanı ile hareketli bir gümrük kapısı durumundadır. İzmir’ e gelen turistlerin önemli bir bölümü Dikili’den giriş yapar. Bunların çoğu yakında bulunan Bergama (Pergamon) kentinin tarihi-kültürel varlıklarını görmeye gelen günübirlik turistlerdir. Dikili antik dönemde Pergamon’un bir limanı durumundaydı. Bugünde aynı işlevini sürdürmektedir. 

Aterneus:
Bergama-Dikili karayolunun Dikili yol ayırımına yakın bir yerde (Ağılkale) bulunur. Aterneus Kalesi’nin yapım tarihi Pergamon’dan daha eskidir ve tunç devrine dayanmaktadır. 14 hektar alan üzerinde kurulmuş olan Dikili Aterneus Kalesi’nde bulunan en eski malzeme MÖ.1200 tarihine kadar gitmektedir. Münih Üniversitesi Öğretim Üyesi Jeofizik Uzmanı  Dr. Albrecht Matthaei başkanlığında yapılan yüzey kazılarında, kazılmadan yüzeyde ne varsa o ortaya çıkarılmıştır. Alanda seramik araştırmaları yapılarak buradaki kentin tüm kronolojisini bulunmuştur. Bu bulgulara göre; MÖ. 1200 yılından 2.yüzyıla kadar kentte kesintisiz bir yerleşmenin olduğu ve bundan sonra kentin terk edildiği, MS 13. yüz yıla kadar harabe olarak kaldığı, daha sonra buraya Bizansların geldiği anlaşılmaktadır. Kent M.Ö. 4. yüzyılın ikinci yarısında çok büyümüş ve kentin diğer kentlerle ilişkisi sınırlı, içine dönük olarak kalmış, kendileri ürettikleri malzemeleri kullanıp diğer kentlerle alışveriş yapmamışlardır. Daha sonra ne olduğu anlaşılamadan her yerden mal almaya başlamışlardır. Surların genişliğinden kentin çok büyük olduğunu anlıyoruz. Kentin örenyeri 177 m. yükseklikteki Kaletepe üzerinde bulunmaktadır.  Dr. Matthaei bu tepenin yamaçlarının evlerle dolu olduğunu belirterek; “Buranın M.Ö 2. yüzyılda sivrisinek ve sıtma yüzünden terk edilmiş olabileceğini, bu konuda jeomorfologların araştırma yaptığını söylemiştir. İnsanlar buradan ayrıldıktan sonra burada harçsız yapılan surlar zamanla toprak hareketleri, doğa olayları ile kendiliğinden harabe haline dönmüş ve kayan topraklar ve taşlar evlerin üzerlerini kapatmıştır. Helenistik dönemde yapıldığı için önemli bir yerdir ve Helenistik dönem bütün ayrıntılarıyla burada yaşamaktadır.

Pitane (Çandarlı):
Dikili’nin güneyindeki Çandarlı Körfezinin kuzey kıyısında yer alan bir yerleşim yeridir. Eoılı kenti olan Çandarlı’nın Akropukin’de gerçekleştirilen kazılarda “Myken Keramiği” M.Ö. 625-500 yıllarına dayanan vazolar, küçük yapıtlar ve arkaik heykel bulunmuştur. Bu eserler günümüzde İstanbul ve Bergama Arkeoloji Müzelerinde sergilenmektedir. Çandarlı’nın 13 ya da 14. yüzyıllarda yapıldığı bilinen görkemli kalesi ülkemizin en iyi korunmuş kalelerinden biridir. 15.yy.’da Türkler tarafından yenilenen kale 1957 yılında onarılmıştır.Çandarlı (Pitane) yöresinde söylenceye göre Amazon kadın savaşçılar yöreye egemen olmuşlar ve pitane başta olmak üzere birçok kıyı kentin kurucusu olmuşlardır. Anlamı; kadın kenti, kraliçe kenti olan Pitane sözcüğü de buradan gelmektedir. Pitane adından sonra Çandarlı’ya Türkler Asar ve Hisar gibi adlar vermişlerdir. Çandarlı ortaçağ döneminde önemini yitirmiş, Bizans ve Ceneviz güdümünde kalmış, Türk egemenliği altına girince kıyı kent olması nedeni ile pek ilgi görmemiştir. II. Murat’ın ünlü sadrazamı Çandarlı Halil Paşa, Cenevizlilerden kalma köhne kaleyi yeniden yaptırmış ve kenti bayındır hale sokmuştur. Böylece Çandarlı Kalesi sağlam ve korunaklı bir hal almıştır. O zamandan beri de Pitane adının yerini Çandarlı almıştır. Başka bir deyişle Çandarlı’nın isim babası Halil Paşa’dır.

Dünya Mirası Geçici Listesinde Yer alan Çandarlı Kalesi:

2013 yılında “Ceneviz Ticaret Yolu’nda Akdeniz’den Karadeniz’e Kadar Kale ve Surlu Yerleşimleri” kapsamında Dünya Miras Geçici Listesi’ne alınan 7 kaleden 2’si İzmir İlindedir. Cenevizliler döneminde önemli bir ticaret limanı olan ve kentin savunmasında önem taşıyan Foça Kalesi ile sağlamlığı ve görkemli yapısıyla dikkat çeken Çandarlı Kalesi listeye girmiştir ve asıl listeye alınması yönünde çalışmalar devam etmektedir.
Çandarlı Kalesi’nin bulunduğu alan arkaik dönemden kalmadır, fakat kalenin yapım tarihi tam olarak belli değildir. 13. ve 14. yy’larda Cenevizliler Foça’da hâkimiyetlerini sürdürürken Çandarlı’yı da kontrol altına alıp bu limanı ticaret amacıyla kullanmışlardır. Cenevizliler, güvenli bir ticaret limanı olan Çandarlı sayesinde etkilerini arttırabilmişlerdir. Bu kale, Cenevizliler tarafından restore edilmiştir. Burada Ceneviz etkisinin çok fazla olduğunu belirtmek gerekir. Bir dikdörtgen şeklindeki Çandarlı Kalesi; günümüzde beş kulesi, yağmur olukları, kapılar ve duvarları ile oldukça iyi bir şekilde korunmaktadır.

Kaynak: İZMİR İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ

Bir cevap yazın