AKSEHİR – KONYA

AKSEHİR – KONYA

      Akşehir, Konya ilinin ilçesidir. İç Anadolu’nun batısında yer alır. Roma ve Bizans döneminde adı Philomelion olan bu şehre Türkler Akşehir adını vermişlerdir. Akşehir, bütün tarihi boyunca sadece bu iki adıyla anılmış, başka adı olmamıştır. Ancak bu isimler farklı biçimlerde yazılmış ve söylenmiştir. Bu adların her ikisi de şehrin yeniden iskân edilmesi sırasında verilmiştir.  Şehrin bu adları ve farklı kullanımları, dönemin siyasi, sosyal ve kültürel özelliklerinden izler yansıtmaktadır. Bu iki ismin birbiriyle anlam bakımından benzerliği yoktur. Bu isimleri oluşturan kök ve ek kelimelere göre şehrin adının önce bal ya da elma sevenler şehri, Türk devrinde ise beyaz şehir anlamına geldiği görüşü yaygındır. Bu kelimelerin ve dolayısı ile Akşehir adının bilinenlerden başka ve farklı anlamları da bulunmaktadır. Verildiği dönemde Philomelion adının “şarkı sevenlerin yurdu”, Akşehir adının ise “batıdaki şehir” anlamında kullanılmış olabileceği anlaşılmaktadır

     Akşehir, İç Anadolu Bölgesinin batısında en yüksek tepesi 2610 m. olan Sultan Dağlarının kuzeydoğu eteklerinde eğimli arazi üzerine,  boğaz denilen dar bir koyağın hemen önüne yerleşmiştir. Adıyla anılan 8 km. kuzeybatısındaki göle ve verimli ovasına 60-70 m. yukarıdan bakar.  Denizden yüksekliği 1020 m’dir. Anadolu geleneğine uygun olarak Alüvyon kıyısına eğimli bir alana yerleşmiştir. Dağa doğru sırtını ormana vermiştir.

         Akşehir ‘in tarihine bakılınca, tarih boyunca önemli merkezlerin bu topraklar üzerinde yer aldığı görülür. Bunun nedeni birçok ticaret yollarının üzerinde oluşudur ki, bir yönden de dezavantajları da beraberinde getirmiştir. Her akın ve istilada Akşehir talan edilmiş ve yerle bir olmuştur.

        Akşehir ‘de ilk yerleşim Neolitik çağda başladığı, bölgede yapılan yüzey araştırmalarından anlaşılmaktadır. Bunu izleyen Kalkolitik, Eski, Tunç, Hitit, Frig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri sıralanabilir. Hitit Krallarından II. Murşili’ nin, Batı Anadolu da ki işgali, İzmir civarındaki Nef’e (=Nif= Kemal Paşa) kadar uzanmıştır. Onun zamanında bu bölgede kuvvetli askeri garnizonlar kurulmuştur. Bölgemiz, bu devirde Hitit siyasi hâkimiyetine girmiştir.  Akşehir ‘in çevresinde bulunan höyüklerden elde edilen küp ve gaga ağızlı testiler, M.Ö. XVI yy. dek uzanan Hitit yerleşimini kanıtlamaktadır. Batıdan gelen deniz kavimlerinin (Ege) göçlerinin etkisiyle gücünü yitiren Hititlerin yerini, Phrygia ‘lılar alır. Phrygia’lıların izlerini burada çevrede yapılacak incelemelerle görmek mümkündür. Zira bugün, Akşehir Arkeoloji Müzesi bahçesinde sergilenen Tanrıça Kybele ‘li aslan heykelleri bunu kanıtlamaktadır. Aslan heykeli yapma geleneği, Hititler döneminden gelmektedir.

         Strabon, Kentin bulunduğu bölgeye, “Phrygia Paroreia = dağlık Frigya denilmektedir. Bu bölge doğrudan batıya uzanan bir çeşit dağ silsilesine sahiptir ve eteklerinde her iki tarafa geniş bir ova uzanır. Ovanın yakınlarında bulunan kentler; kuzeye doğru Philomelion (Akşehir) ve öte tarafta Pisidia yakınındaki Antiocheia (Yalvaç) denen kentler bulunur. Philomelion, tamamıyla ovadır, demektedir. Günümüz Akşehir ‘in bulunduğu konum itibariyle, Sultan Dağlarından gelen erozyon tabakasının üzerine kurulduğundan, dağ eteği gibi görülmektedir. Frygia’lılar gibi Lidyalılar da, Çanakkale Boğazından, Küçük Asya’ya girmiş ve Kızılırmak’a kadar bu bölgeyi, siyasi hâkimiyeti altına almıştır. Bu istilada, Philomelion’da ele geçirirler ve yağmalamalar. Lidya Kralı Kraisos, Pers Hükümdarı Darius’a yenilince, Lidya ve Frigia toprakları, Pers egemenliğine girer. Böylece Akşehir, İ.Ö547/546 yıllarında, Perslerin siyasi egemenliği altına girmiş olur. Helenistik Çağda, Galat Halkı yerleştiği ve yöreye Galatia dendiği halde, tarihsel bir alışkanlıkla Phrygia adının kullanılması alışkanlık haline gelmiştir.

        Phrygia Kralı Midas ‘m adını taşıyan pınar, (Midas ‘ın Çeşmesi) bugünkü Ulupınar Köyündedir. O dönemden sonra Lidya’nın Şehir Piskoposlarından biri olan kentin yakınlarındaki Melles Köyü bugünkü hala Prensesin kocası Melas ‘in adını taşımaktadır. Akşehir ‘de Pers ve Helenistik dönem egemenliğinden sonra sırayla Roma ve Bizans istilaları takip eder. Roma ‘nın, Anadolu yönetim örgütü içinde İkonion ‘a (Konya) bağlanır.

         Bizans’ın uç şehri olan Akşehir, önce Emeviler’in sonra Abbasilerin, Bizans ‘la olan savaşları sırasında taraflar arasında sürekli el değiştirir. 1071 yılında, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun hükümdarı Alparslan ‘nın Bizans İmparatoru Romen Diojen ile yaptığı savaştan galip çıkmasından sonra, Anadolu ‘da bir Türkleşme hareketi başlar.

         Bu hareketten sonra Anadolu ‘da ve buna bağlı olarak Akşehir ‘de bir değişim rüzgârı esmeye başlar. Anadolu Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman 1076-77 yıllarında Akşehir ‘ i almış ve böylelikle Akşehir Oğuz Türklerinin egemenliği altına girmiştir. Süleyman Şah zamanında, Türk kültürü beşiğini Konya ve buraya bağlı olan Akşehir ve çevresinde buldu. Daha sonra bu kültür, büyüyerek ve gelişerek, Konya‘yı Türk kültürünün merkezi haline getirir. Süleyman Şah‘ın 1086 da ölümü üzerine Anadolu Selçuklu Devletinin başına I. Kılıçaslan getirilir. Haçlılarla yapmış olduğu savaşlar neticesinde I. Kılıçaslan 1097 yılında başkenti olan İznik’i kaybeder ve aynı yıl içerisinde Konya‘yı tekrar başkent yapar. Boğazlardan gelen Haçlı akınları, Konya ‘dan önce Akşehir ‘e yapıldığından ilk Akşehir yıkıma ve yağmaya uğruyordu. Selçuklu Devletinin Çökmesiyle Akşehir’i önce Eşrefoğulları, sonra da 100 yıl Hamitoğulları yönetir. Kent 1381 yılında Murat Hüdavendigar’a satılır. Yıldırım Beyazıt 1402 yılında Timur’a yenilince, Ferruhşah Mescidinin cenazelik bölümüne hapsedilir ve burada intihar eder. Fetret Döneminde kısa bir süre Karamanoğullarının eline geçen Akşehir, Fatih Sultan Mehmet zamanında 1467 yılında fethedilir ve Cumhuriyete kadar sürecek olan kesintisiz Osmanlı hâkimiyeti başlar.

        Osmanlı İmparatorluğu Dönemlerinde, Akşehir’in yüzyıllar boyunca gördüğü yağma ve istila sona erer. Şehir uzun yıllar ticaret ve yollarının kavşağı konumunda bulunması nedeniyle, ilk kez bu dönemde avantajlı durum haline gelmiştir. Yavuz Sultan Selim, Safevi Hükümdarı Şah İsmail üzerine yaptığı bir seferde Akşehir’de konaklar. IV. Murad’ın Bağdat Seferine çıktığı zaman Akşehir’e uğradığı, ünlü gezgin Evliya Çelebi ’nin, tek Osmanlı eseri olan, İmaret Camiinin son cemaat yerinde bulunan sütun bileziği üzerine yazdığı yazıdan anlaşılmaktadır. Osmanlının gerileme Döneminde Kavalalı Mehmet ali Paşa kumandasındaki Mısır Ordusu da Akşehir üzerinden Konya’ya kadar ilerlemiş ve ordunun bir bölümü kışı Akşehir’de geçirmiştir. Bu olaylar, Akşehir’in Osmanlılar Döneminde de ticaret yolları üzerinde önemli bir ticaret merkezi oluşunun göstergesidir.

         Batı Cephesi Karargâhı 15 Kasım 1921’de Akşehir’e nakledilir. 24 Ağustos 1922 tarihine kadar sürecek olan dokuz ay on günlük süreç içerisinde taarruz hazırlıkları Akşehir ’den yönetilir ve planlar burada yapılır. Silahlar ile cephaneler arasta dükkânlarda imal edilir. Garp Cephesi Kumandanı İsmet (İnönü) Paşa sürekli Akşehir’de kalarak hazırlıkları yönetir. Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa hazırlıkların durumu denetlemek üzere değişik tarihlerde Akşehir’e gelir. Nihayet 24 Ağustos 1922 sabahı Batı Cephesi Karargâhı, cepheye gitmek üzere Akşehir’den ayrılır.

         Böylece Akşehir Neolitik Dönemden başlayarak, Anadolu’nun düşman işgalinden kurtulmasına kadar, tarihteki yerini almıştır. En büyük fonksiyonu ise Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında almış olduğu roldür.

         Akşehir’in toprakları üzerinde yaşamış kültürler düşünüldüğünde, çok zengin bir kültür mozaiğine sahip olduğu görülebilir. Ancak günümüze kadar gelebilen ve ayakta kalan Selçuklu eserleri ile Osmanlı Dönemine ait sadece İmaret Camii’dir. Ancak bu mozaik içerisinde son Osmanlı ile ilk Cumhuriyet dönemlerinden günümüze kadar gelen ve gerçek Türk kültürünü yansıtan sivil mimarlık eserleri ile el sanatları yadsınamaz. Bugün artık Türkiye’ye mal olmuş ve büyük bölümü tescilli Akşehir Evleri, aynı adla anılmaktadır. Kent içerisinde de, halk bu yukarıda bulunan mahalleyi “Eski Akşehir Evleri” olarak adlandırılmaktadır.

Kaynak: Akşehir Kaymakamlığı