ANİ HARABELERİ / KARS

ANİ HARABELERİ / KARS

     Türkiye-Ermenistan sınırında yer alan, Kars’ın Arpaçay ilçesi yakınında bulunan Ani Ören Yeri, 961-1045 yılları arasında Pakraduni Hanedanlığı döneminde Ermeni hükümdarlarına başkentlik yaptı. 11. ve 12. yüzyıla ait İslam mimarisi eserlerini de bünyesinde barındıran antik şehir, 15 Temmuz 2016’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi.

    İlk yerleşimin milattan önce 3 binli yıllara dayandığı ve Saka Türkleri, Sasaniler, Bagratlı Krallığı, Bizanslılar, Şeddat Oğulları Beyliği, Anı Gürcü Atabeyleri, Harzemşah Devleti, İlhanlılar, Selçuklular, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Osmanlı Devleti ile Rusların hüküm sürdüğü Ani, bölgeye çok sayıda turist çekiyor.

      Kars iline 42 km uzaklıktaki Ocaklı Köyü sınırları içerisinde yer alan Anı Ören Yeri Türkiye – Ermenistan sınırını ayıran Arpaçay Nehrinin batı yakasında Türkiye sınırları içerisinde volkanik bir tüf tabakası üzerine kurulmuş bir ortaçağ şehridir. Ören yeri Anadolu’ya İpek Yolu üzerinden girişte ilk konaklama merkezi olduğundan aynı zamanda bir ticaret merkezidir. Antik kentin zenginliği de buradan gelmektedir. Ören yerinin en eski tarihi M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Tarih öncesi dönemde ören yerindeki yerleşim bostanlar deresi olarak bilinen vadideki volkanik oluşumlu mağaralardan oluşmuştur. Bu günkü ören yerini oluşturan iç kale M.S. 4. yy’da Kars Şehrine ismini veren Karsak’lılar tarafından yaptırılmıştır. Ören yerinin dış cephe surları Bagratlı Kralı Aşot tarafından M.S. 964 yılında yaptırılmaya başlanmış daha sonra Kral III. Sembat 978 yılında 2. takviye sur sistemini yaptırmış 1064 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Ani’yi feth etmesinden sonra anı beyi olan Ebul Menucehr tarafından 1064 – 1072 arasında 3. sur sistemini yaptırmıştır. Kale surları deve tüyü ve siyah renkli tüf taşından yer yer iki ve üç sıra halinde Horasan Harcı ile yapılmıştır. Kurulduğu arazi üzerine uyumu sağlamak amacıyla ücgenimsi bir şekilde inşa edilen surların yedi giriş kapısı mevcut olup bu kapıların en önemlileri Aslanlı Kapı, Kars Kapısı, Sarnıçlı Kapılardır. Şehrin surları uzun kuşatmalara dayanıklı hale getirmek için surlar arasına yapılan destekleme kuleleri aynı zamanda erzak ve tahıl deposu olarak kullanılmıştır. Arazinin eğimine göre yer yer beş mt. yüksekliğe kadar oluşan surların dış cephelerinde Haç Motivleri, Aslan ve yılan kabartmalı rölyefler, çini süslemeler mevcuttur. Ören yerinin ana giriş kapısı olan aslanlı kapı iki büyük giriş kapısından oluşmaktadır. Aslanlı kapının bulunduğu surların Doğu yanındaki burç üzerinde Selçuklu Sultanı Alparslanın şehri 1064 yılında feth etmesini belgeleyen dört satırlık Kufi İslami Kitabe mevcuttur.

ANİ HARABELERİ TARİHİ

   Tarihi çok eski zamanlara dayanan Ani Harabeleri’nin İlk çağ Anadolu Medeniyetlerinden birisi olan Urartular’a kadar uzanan bir tarihi vardır. Öyle ki bu bölgenin Urartular döneminde M.Ö 10.yy’da gelişmiş bir şehir olduğu, dahası Ani isminin Urartular’ın inandıkları “Yer Tanrıçası AN’dan” geldiği bilinmektedir.

   Tarih içinde pek çok topluluğun eline geçen Ani, M.S 10.yy’da Ermeniler’in eline geçmiş ve Bagratlı Kral Aşrot’un emri ile başkent yapılmıştır. Öyle ki bu krallığın bir Ermeni Krallığı’ndan çok, bir Yahudi Krallığı olduğu, Pakraduniler denilen kripto Yahudilerin kendilerini Ermeniler olarak gösterdikleri çok yaygın bir kanıdır.

    1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Selçukluların egemenliğine giren Ani’de, Alparslan’ın emriyle Anadolu’daki ilk Türk Camisi (1072) yapılmış ve Ani, Selçuklular Dönemi’nde de önemli bir konuma sahip olmuştur. Bunda hiç şüphesiz Ani’nin İpek Yolu üzerinde kritik bir noktada bulunması da etkilidir.  

    Ani’nin en önemli özelliklerinden birisi hiç şüphesiz onlarca farklı tarihsek mabedin bulunmasıdır. Öyle ki Anadolu’nun ilk Zerdüşt (Ateşperest) Tapınağı olan Ateşgede Tapınağı buradadır. Dahası, Türklerin Anadolu’da yaptıkları ilk cami olan Ebul Manuçehr Camii de Ani’ye değer katan ayrı bir tarihsel zenginliktir.

     Özellikle Ermeni-Bizans yönetiminde kaldığı dönemlerde bu şehre sayısız kilise yapılmıştır ki bu bölge Hıristiyanlar arasında Binbir Kilise Kenti olarak bilinmektedir. Mimari açıdan herbiri eşsiz olan bu mabetler, Anadolu’daki en ilginç kilise örneklerini de oluşturur. En büyük katedral Meryem Ana’ya adanmış olup, aslan, doğa ve kartal figürlü kiliseler ilginç bir özellik sergiler. Bu durum, özellikle aslan figürü başta da bahsettiğimiz Pakraduni (kripto Yahudi) tezine uygun bir semboldür.

    Selçuklu’dan sonra Osmanlı hâkimiyetini de tadan Ani, Coğrafi Keşiflerden sonra İpek Yolu’nun önem kaybetmesiyle eski ışığını kaybetmiş ve hem ticaretin hem de yerleşimin odağı başka noktalara kaymıştır. Dahası, 16.yy’ın sonlarında yaşanan çok büyük bir deprem sonucu buradaki yapıların pek çoğu ya yıkılmış ya da hasar görmüştür. Aynı şekilde 1960’te da ciddi bir depremle sarsılan Ani’de, pek çok yapı içine girilemez hâle gelmiş ve bir anlamda tamamen harabe hâlini almıştır.