31 Mart 2026
Camiler

ULU CAMİ – KAYSERİ

ULU CAMİ – KAYSERİ

  Türkiye’nin Kayseri ilinde şehir merkezinde bulunan, 12. yüzyılın ortalarına doğru inşa edilmiş camidir.

   Yapıldığı dönemde Kayseri’deki en büyük yapı idi. Derinlemesine yönelen plan tipinde inşa edilen cami, bu plan tipinin Anadolu’daki en eski örneklerindendir.[1] Kıble duvarının arkasındaki türbenin Melik Mehmet Gazi’ye ait olduğu düşünülür.

 Kayseri şehir merkezinde olup, Kapalıçarşı’nın yanında yer almaktadır. Ulu Cami olarak bilinmekle beraber değişik kaynaklarda Cami-i Kebir veya Sultan Camii olarak da anılmaktadır. İnşasında Roma devrinden kalmış olan malzemelerde kullanılmıştır. Oldukça sade olan Ulu Camii, Konya Alâeddin Camii’ye çok benzemektedir. Mihrap kısmı oldukça zengin desenlerle işlenmiş olan caminin minaresi tuğladan örülmüştür. Kayseri’nin en eski ve en güzel camilerinden biri olan Ulu Camii kırk iki kemer üzerine bina edilmiştir.

    Muntazam bir taş işçiliğine sahip olan Kayseri Ulu Camii, Danişmendliler devrinde, 1135 yılında, Danişmendliler’in üçüncü sultanı olan Melik Mehmed Gazi tarafından yaptırılmıştır. Selçukluklular’ın Kayseri’ye egemen olmasından bir müddet sonra, 1206 yılında, I. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in saltanatında, Yağıbasanoğlu Muzaffereddün Mahmud tarafından ciddi şekilde onarılan Ulu Camii’nin diğer bir güzel özelliği de içerisinde ender yazma eserlerin ve kitapların bulunduğu bir kütüphaneyi barındırmasıdır. Caminin kuzey kapısı üzerinde bulunan dört satırdan ibaret kitabesinde şu ifadelere yer verilmiştir.

   “Bu camii, Kılıçarslan oğlu, büyük sultan Keyhüsrev devrinde –Allah onun saltanatını yüceltsin- H.602, M.1205/6 yılında Yağıbasanoğlu Muzaffereddün Mahmud tarafından onarılmıştır.”

    Camiyi 1206 yılında onaran Yağıbasanoğlu Muzaffereddün Mahmud, 1142- 1167 yıllarında Sivas’ta hüküm süren Danişmendli beyi Melik Yağıbasan’ın oğludur. Yani Yağıbasanoğlu Muzaffereddün Mahmud, dedelerinin yaptırmış olduğu camiyi onarmıştır.

GEÇMİŞİ

   Caminin kesin yapılış tarihi bilinmez; genellikle Danişmendli Emîri Melik Mehmed Gazi’nin hükümdarlığı sırasında yapıldığı belirtilir; ancak daha erken döneme tarihlendirenler de bulunur. Günümüzde yıkılmış ve ortadan kalkmış olan medrese ile birlikte külliye hâlinde inşa edilmiştir.

   Yapı, 1206’da onarım görmüştür. Kuzey cephede, kapının sol üst köşesinde bulunan kitabede yapının Türkiye Selçuklu sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev devrinde onarım gördüğü bildirilir. Kitabede şunlar yazılıdır: Bu cami, Kılıçaslan oğlu, büyük Sultan Keyhusrev devrinde – Allah onun yardımını yüceltsin- H.602/M.1206 yılında Yağıbasanoğlu, Muzaffereddin Mahmud tarafından onarılmıştır. Caminin minaresi bu onarım sırasında yapıya eklenmiştir ve Kayseri’nin en eski minaresidir. Bu onarım sırasında konduğu tahmin edilen rölyefli sahte kündekâri tekniğinde yapılmış ahşap kuzey kapı kanatları, günümüzde Ankara Etnografya Müzesi’ndedir.

   Cami, Osmanlı döneminde 1716 yılındaki depremde ağır hasar gördü. Kuzey cephedeki kapının üstündeki iki mermer kitabe, bu deprem sonrasında gördüğü onarım hakkında bilgi verir. Kitabelerde, depremde tahrip olan Ulu Cami’nin Matbah-ı Amire Emini Kayserili Hacı Halil Efendi tarafından tamir ettirildiğini belirtilir.

   Cami, Osmanlı döneminde birkaç kez daha tamirat görmüştür. Beyaz mermer mihrap, 1837 yılında Kayseri naibi Nuri Efendi tarafından camiye eklenmiştir.

MİMARİ ÖZELLİKLERİ

  Ortada küçük bir avlu ve mihrap önü kubbesiyle tamamlanan uzunlamasına bir yapıdır. Caminin planı ve cephe düzenlemesi, Anadolu Selçuklu mimarisindeki Ulu Cami geleneğini yansıtır. Orijinalde açıklık olarak bırakılan orta bölüm, sonradan kubbe ile kapatılmıştır. Doğu, Batı ve kuzey cephelerinin ortasında birer kapı bulunur. Harim, mihraba paralel sekiz sahından oluşur. Sahınları, aralarında devşirme sütunlar üzerine oturan sivri kemerler ayırır.  

   Sütun ve sütun başlıklarının yakın bir Bizans kilisesinden getirildiği sanılır. Yapının ana malzemesi yontu tüf taşıdır.

    Minarenin şerefesi altında çini bir yazı kuşağı vardır. Yapıya 1206’daki onarım sırasında eklenmiş olan kare kaideli, silindirik gövdeli minaresi caminin batı girişinin hemen yanındadır. Kapının yanındaki merdivenlerden cami damına çıkılıp buradaki bir kapıdan minarenin içine girilmektedir. Minare, yukarı doğru giderek daralır, bir noktadan sonra düz devam eder. Kaidesi taştan, gövdesi şerefeye kadar tuğladandır. Şerefesinin üstündeki petek bölümü, depremde yıkıldıktan sonra yontu taştan yapılmıştır. Şerefe altına çini üzerine kufî yazıyla yazılmış Ayet-el Kursi, geniş bir kuşak içine yerleştirilmiştir.

ÇEVRESİNDEKİ YAPILAR

   Caminin kuzeyinde Osmanlı Sultanı III. Ahmed zamanında, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış bir ticaret yapısı olan Vezir Han yer alır. Kuzeydoğu cephesinde, Ulu Cami ile Vezir Han arasında dar bir geçit bulunur.

   Caminin güneydoğu cephesine, 19. yüzyılda yapılmış Raşit Efendi Kütüphanesi bitiştirilmiştir. Geçmişte bu kütüphaneye caminin içindeki bir kapıdan geçilerek girilmekteydi; kütüphanenin doğusunda ise Mahkeme Hanı adlı yapı vardı. Ulu Cami’nin güney cephesine bitişik Melikgazi Medresesi’nden günümüze, sadece Cami’nin kıble duvarına bitişik türbe gelmiştir. Türbenin “Kayseri fatihi” diye anılan Melik Mehmet Gazi’ye ait olduğu tahmin edilir.

ÇEŞMESİ

   Caminin doğusunda, Vezirhan’ın güney duvarına bitişik olarak yapılmış çeşmenin 18. yüzyılın başlarında inşa edildiği düşünülür.[2] Çeşme, geniş bir revak altında zeminden yükseltilen platform üzerinde bulunan abdest musluklarından oluşur. Muslukların her biri, yekpare taştan yapılmış 12 sütunun birbirine yuvarlak kemerlerle bağlanması ile oluşmuş kare mekânlardadır.

Kaynak: Kayseri belediyesi

FOTOĞRAFLAR: MUSTAFA GÜRELLİ