MIZRAKLI DEDE TÜRBESİ – YEŞİLYURT / İZMİR

MIZRAKLI DEDE TÜRBESİ – YEŞİLYURT / İZMİR

   İzmir’in Karabağlar ilçesinde, Yeşilyurt semtinde, T.Yazıcı Mahallesi, Mevlana Caddesi, Mızraklı dede sokağındadır.
   Türbe, Mızraklı mescidinin (camisinin) avlusunda, asırlık selvi ağacının altındadır. Türbenin başlık kısmı Bayağı ilgi çekmektedir.

    İzmir’de bir zamanlar Mızraklı Dede diye şöhretli bir türbe varmış, Telli baba türbesi gibi. Kimi türbeler işsizliğe kimi türbeler baht açıklığına kimi türbeler imtihanı kazanmak işe girme konusunda ihtisas sahibi olmuş ve hangi türbenin ne görevi olduğunu, çocuğu işe girecekse, hangi türbeye gideceğini halkımız hepimizden iyi bilir. İşte Mızraklı Dede’nin özelliği de şu, hangi kadını kocası boşamış ya da terk etmiş ya da evine gelmez olmuş, çocuklarına, kendisine bakmıyorsa, bu işlere de Mızraklı Dede bakıyormuş. Ancak Mızraklı Dede sağlığında çok acaip bir vasiyette bulunmuş ve bu vasiyetiyle meşhur olmuş. Mızraklı dede, kocasından dayak yiyen ya da terk edilmiş tüm kadınlarımıza, gelin bana dua edin demiş, ancak, tuhaf olan, duanın kendisinde. Benim kapıma gelenler bana ağzı dolu küfredecek.. Ne kadar küfür biliyorsa söyleyecek, demiş. Tabii kocasından illallah diyen hanım hanımcık kadınların türbeye gidip ağız dolusu küfür etmesi nezaketen çok zor. Üstelik alışıldık bir şey değil. Ama Mızraklı Dede böyle buyurmuş. Kadınlar türbeye geliyor ve sanduka etrafında ana avrat küfrederek dört dönüyorlar . Fıkra şöyle, İzmir’in güngörmüş zengin hanımefendi ağırbaşlı kadınlarından birinin yolu türbeye düşmüş, çünkü kocası terk edip gitmiş. Sanduka etrafında dönüyor ama bir türlü galiz küfürler savuramıyor, dudaklarından mırıldanarak ve utana çekine “Mızraklı Dede ağzına sıçiyim” diyor ama utancından da geberiyor. Tam bu sırada hanımefendi güngörmüş kadının arkasından bizim Ofli, nine hala dediğimiz koca karılardan biri de elleri açık küfürler ederek sandukayı dönmekte. Öndeki kadının kibarlıktan bir türlü küfür edemediğini görünce, kadına arkadan bir dirsek vurup: ” Kızım sen de din diyanet bilmiyorsun, küfür öyle mi olur, diyeceksun ki, ta ananın ….”

   Hem İslami, hem de rasyonel açıdan yaklaşıldığında gerçekten de saçma, abuk sabuk bir hurafe, bir batıl itikat bu. Ama olayın `dini` değil de, `folklorik` boyutuna bakıldığında ne kadar müthiş, ne kadar renkli, ne kadar tuhaf bir olay değil mi? `Ancak kendisine küfredildiğinde, bir adağı yerine getiren evliya `!!!!

Çınar Atay “İzmir’in İzmir’i” kitabında, Göztepe adının “Göz” gibi yuvarlak olan “Aşıklar Tepesi”nden geldiğini yazıyor. Hatay tarafından yokuş aşağıya gidilebilen, Aya Agapi (Aziz Sevgi) olarak bilinen,65 metre yüksekliğindeki bu tepenin, günümüzde “Susuz Dede” diye anılmasının sebebi ise, burada bir yatırın bulunduğu söylencesidir. Bektaşi Hafız Nusret Efendi, Horasan’dan gelerek 20. yüzyılda şimdiki Göztepe’ye yerleşir. Daha önce bahsettiğim İtalyan Bahçesinin Arnavut bahçıvanıyla dostluk kurar. Yüksekteki bu tepeye eksik olan suyu her gün bahçıvan taşımaktadır. Zamanla Bektaşi Nusret ölünce, bahçıvan onu buraya gömer ve taşıdığı suyla artık mezarı sulamağa başlar. Zamanla bunu görenler sebebini bilmeden su taşıyarak mezarı sulamanın yanında dilek tutmağa da başlarlar. Burasıyla ilgili çeşitli söylenceler vardır. Bazıları kısaca şöyledir. Ali Dede isimli bir zat gömülüdür, ya da, hiç kimse yoktur diyenlerin yanında, en çok inanılan ise; Mızraklı Dede’nin kardeşi olan Susuz Dede, yaralı olarak bir savaştan dönüp köyü olan Işıklar’a giderken yaralı durumda su ister ve ardından ölür. Buraya gömülür.

Bir cevap yazın