MENEMEN ADI NEREDEN GELİYOR? – İZMİR

MENEMEN ADI NEREDEN GELİYOR? – İZMİR

    Menemen isminin nereden ve nasıl geldiği kesin olarak belli değildir. Bir rivayete göre Bergama Kralı EUMEN’in adından gelmiştir. İkinci rivayet Farsça’dan geldiğidir.

Pers egemenliği sırasında Pers kralı şehri aldıktan sonra “Ben Aldım, Ben Aldım” şeklinde haykırır. Acem dilinde “Ben”in karşılığı “Men”dir. Bu deyiş günümüze değin değişerek Menemen adını almıştır. Diğer bir rivayete göre ise Bizans Egemenliği sırasında şehre “MAINEMENAU” adının verildiği söylenir. Bu deyiş zamanla değişerek Menemen şeklini almıştır. Bu diğerlerinden daha tutarlıdır.Yalnız kesin olan birşey varsa Menemen adının 340 yıl öncesinden “MELEMEN” şeklinde söylendikten sonra ”MENEMEN” olduğudur. Bunun en kesin kanıtı Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesidir. Evliya Çelebi 1671 yılında geldiği Menemen’de şehir adını Melemen şeklinde telaffuz etmektedir. Menemen’in bazı  köylerinde ise ilçenin halen “MENİMEN” olarak telaffuz edildiği de ayrı bir gerçektir. Bu durum köylülerimizin tamamen söyleyiş tarzından kaynaklanmaktadır.

MENEMEN ADININ NEREDEN GELDİĞİ 

Bu konuda kesin kanıt olmakla birlikte birtakım rivayetler ortaya atılmıştır.
1-) Pers Krallığı sırasında övünmeyi seven Pers Kralına bu şehri kimin aldığı sorulduğunda “men,men” diye yanıt verir. Farsça’da “men”, “ben” zamirinin karşılığıdır. Bu deyiş sonradan Menemen olur.
2-) Bergama Kralı Eumen, şehre kendi adını vermiş, sonradan bu Menemen şekline dönüşmüştür.
3-) Bizans egemenliği sırasında “maino-menau” adının verildiği, bu deyişin zamanla değişerek bugünkü şeklini alarak Menemen olmuştur.

MENEMEN TARİHİ

Menemen’in kuruluşunun milattan önceye dayanmakla birlikte kesin bir tarih saptanmış değildir. İlçenin M.Ö. 1000 yıllarında Eoliyenlerle İonyalıların hudutlarını oluşturan bugünkü Yahşelli Köyü civarında kurulduğu, M.Ö. 263-241 yılları arasında da Asarlık Köyü civarına nakledildiği söylenmektedir. 

M.Ö. 78 yıllarında İonyalılar buraya gelip yerleşmişlerdir. 300 yıl kadar Lidyalılarda kalan Menemen, Sart Savaşında Lidya Kralı Krezüs’ün, Keyhüsrev’e yenilmesiyle (M.Ö. 503) İranlılara geçmiştir. 72 yıl İranlılarda kalan Menemen Makedonya Kralı Büyük İskender’in İran Hükümdarlarından 3. Dara’yı yenmesi ile tekrar eski Yunanlıların eline geçmiştir. (M.Ö.331) Menemen Büyük İskender’in ölümünden sonra Bergama Krallığına, daha sonra da Romalılara geçmiştir. (M.Ö. 191) 

M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, Menemen Doğu Roma İmparatorluğu’nda kalmıştır. M.S. 1084 yılında Selçukluların eline geçmiş, haçlı seferine rastlayan bu tarihlerde Menemen ve çevresi birkaç kez el değiştirmiş ve tahrip edilmiştir. Daha sonra Aydın Beyliği’ne bağlanan Menemen 1398 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı ülkesine katılmıştır. 1402 yılında Yıldırım Beyazıt, Ankara Savaşında Timurlenk’e yenilince Timurlenk, Anadolu Beyliklerine bağımsızlıklarını geri vermiştir. 1425 yılında ll. Murat, Menemen’i kesin olarak Osmanlılara bağlamıştır. 

1850 yılında eyalet merkezinin Aydın’dan İzmir’e nakledilmesi üzerine Menemen Manisa’dan ayrılarak İzmir’e bağlanmıştır. 

479 yıl Osmanlı idaresinde kalan Menemen l7 Mayıs 1919 yılında Yunanlıların işgaline uğramıştır. Kaymakam Kemal Bey’ i şehit eden Yunanlılar Menemen’de 3 yıl 3 ay 16 gün kalmışlardır. 9 Eylül 1922 de Fahrettin Paşa komutasındaki Türk Süvari Birliği Ordusu Menemen’i Yunanlılardan kurtarmıştır. 9 Eylül, Menemen’in Kurtuluş Günü olmuştur. 
23 Aralık 1930 da Derviş Mehmet ve arkadaşları tarafından irticai ayaklanma olmuş, Asteğmen Kubilay ve Hasan – Şevki isimlerinde iki bekçi şehit edilmiştir.

COĞRAFİ KONUM

İzmir İline bağlı olup, 35 km mesafededir. Menemen, 27,4 derece boylam ve 38,35 derece enlemdedir. Doğusu Manisa İli, batısı Foça İlçesi ve Ege Denizi, Kuzeyi Aliağa İlçesi, Güneyi Çiğli İlçesi ile çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 20 m dir. YÜZÖLÇÜMÜ : 655 km2 (yaklaşık olarak) Not: Daha önce 665 km2 olan yüzölçümü Harmandalı Beldesinin 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinden sonra Çiğli İlçesine bağlanması ile yaklaşık olarak 10 km2 eksilmiştir.

MENEMEN’DE ÇÖMLEKÇİLİK 

Menemen ilçesinde çömlekçilik oldukça gelişmiştir. Burada artık yedinci tür tezgâhta kullanılan insan gücünün yerini, elektrik motorunun aldığı görülmektedir. Menemen’de 8 büyük atöyle bulunmakta, pek çok yörenin tersine burada yeni kuşaktan da bu sanatı öğrenenler çıkmaktadır. 

Yapılan işlerde küp, saksı, bardak, (küçük testi), testi gibi kullanma eşyalarının yanısıra turistik hediyelik eşyalara da yer verilmektedir. Pişirim için kullanılan fırınlarda henüz raf bulunmadığından bu tür eşyalar saksı ya da benzeri ürünlerin içine yerleştirilerek pişirilmektedir. 

Menemenli ustalardan birisi, hiçbir sanat eğitimi görmemiş olmasına karşın yaptığı değişik, sırlı işlerle İzmir’de kişisel bir sergi açma gözük pekliğini gösterdiğinden bugün az sayıda da olsa ara sıra duvar panosu siparişleri almaktadır. Böylece Menemenlilerin çömlekçilikten seramikçiliğe geçiş evresinde olduklarını söyleyebiliriz. 

Menemen’de kullanılan kil, sırlı ve sırsız ürünlerin bir pişirimde yapılmasına elverişlidir. Pişirim odun ateşiyle, ortalama 12 saat sürmekte, fırının içindeki redüklenmeyi artırabilmek için pişirimini sonuna doğru eski otomobil lastikleri de ateşleme yerine atılarak kullanılan sıra öteki çömlekçi sırlarında rastlanmayan bir görünüm kazandırılmaktadır. 

PANAZTEPE
Panaztepe, İzmir İli, Menemen İlçesinin 13 km batısında, Yeditepeler adıyla anılan tepeler topluluğunun kuzey ucundaki doğal bir tepenin üzerinde ve yamaçlarında bulunmaktadır. 1985 yılında kurtarma kazısı şeklinde başlayan ve bilimsel kazı statüsüne dönüşen çalışmalar Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof.Dr. Armağan ERKANAL’ın başkanlığında yürütülmektedir. Günümüzde Gediz Nehri’nin taşıdığı alüvyonlarla dolmuş olan tepenin eteklerinde, kesintilerle de olsa M.Ö.3.bin yıldan Osmanlı Dönemi’ne kadar uzanan yerleşmeleri bulunmaktadır; Prof.Dr. Armağan ERKANAL, bu yerleşmeyle ilgili kanıtlar doğrultusunda Panaztepe’nin bir ada kenti ya da yarımada olarak yerleşim gördüğünü belirtmektedir. Panaztepe ada yerleşmesi konumu ile bir taraftan deniz, diğer taraftan da kara ticaretinin odaklaştığı bir yerdedir. Ünlü kral yolunun deniz bağlantısını oluşturan Gediz Vadisi ile birlikte ele alındığında da, stratejik bir noktada yer aldığı görülmektedir. Bir taraftan Orta Anadolu üzerindeki kara ticareti, diğer taraftan da deniz yolu ile Kıta Yunanistan, Ege Adaları, Girit, Rodos, Kıbrıs, Suriye-Filistin ve Mısır gibi ülkelerle ticaret bağlantıları kurulması sağlanmış; bu ilişkiler sonucunda sözkonusu bölgelerle yoğun bir sosyo-ekonomik ve kültürel etkileşimler gerçekleşmiştir.

Akropol kesiminde yürütülen çalışmalarda kuzey kesimde büyük bir yapı kompleksi saptanmıştır. Tepe üzerindeki konumu ve ele geçen kaliteli seramikten dolayı kompleksin M.Ö. 2.binin başına ait, dönemin yönetimi ile ilgili resmi bir yapı olabileceği düşünülmektedir. Bu yapı kompleksi M.Ö. 1.binin ilk yarısına Arkaik Dönem’e tarihlendirilen anıtsal yapı ve buna bağlı sur temellerinden dolayı tahrip olmuştur.

Tepenin doğu kesiminde ve eteklerinde yürütülen çalışmalar, Erken Tunç Çağı sonundan Geç Tunç Çağı sonuna kadar kesintisiz olarak bir liman yerleşmesinin olduğunu düşündürmektedir. Bu bölgedeki en eski dönem, M.Ö.3.binden 2.bine geçiş dönemini yansıtan uzun ev tipinde önemli bir yapı ile temsil edilmektedir. Kuzey kazı alanında yürütülen çalışmalarda, yüzeyin hemen altında Bizans Dönemi’ne ait daha çok depo niteliği taşıyan iki farklı yapı açığa çıkartılmıştır.

Panaztepe’nin güney kesimi Geç Tunç Çağı’nın yanı sıra Roma ve İslami Dönem’de de mezarlık olarak kullanılmış olması açısından önemlidir. Batı Anadolu’nun en ilginç ve büyük mezarlığını oluşturmaktadır.  Geç Tunç Çağı’na tarihlenen mezarlık alanı Anadolu’da bilinen diğer örnekler arasında bilinen en büyük mezarlık olup, ünik mezarlık içi düzenlemesi ile dikkat çekmektedir. Mezarlığın iki ana çevreni vardır ve birbirlerinden bağımsız dönemlerde kullanıldığı kesin olarak saptanmıştır. Bunlardan ilki (I.Mezarlık Çevreni)  tholos mezarların (yuvarlak planlı kısa bir dromosu olan sahte kubbeli oda mezar) yer aldığı ve ana evreleri M.Ö. 14.13.yüzyıllara tarihlendirilen çevrendir; burada tespit edilen mezarlardan çeşitli buluntular ele geçmiştir. Pişmiş toprak kaplar, Myken kapları; cam boncuklar; çeşitli malzemeden yapılmış zengin süs eşyaları, bronz silahlar; mühürler; silahları ile gömülen erkek bireyin kolunda insitu olarak bulunan bronz ”mühür bilezik” ele geçen buluntular arasında yer almaktadır. Güney Mezarlık Alanında saptanan II. Mezarlık Çevreninde ise mezarlık alanı bütünüyle taş bir platformla kapatılarak adeta mühürlenmiştir; platformun içerisinde farklı boyutlarda taş plakalardan yararlanılarak uygulanmış bir parselasyon dikkati çekmektedir. Mezarların belli bir düzenleme ile parsellerle birbirinden ayrılması ünik bir uygulamadır.  Parseller arasında gezinti yolları ya da değişik amaca yönelik alanlar bırakılmıştır. Taş platforma bağlı olarak pithos, taş sanduka ve kompozit mezar tiplerine ait çeşitli örnekler açığa çıkartılmıştır. Bu mezarlardan ele geçirilen seramik eserler arasında altın ve gümüş kapları yansıtan pişmiş toprak kaplar yer almaktadır; ayrıca pithos mezarlardan iki skrabenin ele geçmiş olması Mısır ile olan yakın ilişkileri ortaya sermektedir. 

Bugüne kadar yapılan kazı çalışmaları sonucunda elde edilen veriler Panaztepe’nin yalnızca Anadolu’daki diğer komşu kültürlerle değil, aynı zamanda Kıta Yunanistan, Girit, Ege Adaları, Mısır ve Doğu Akdeniz gibi çevre kültür bölgeleriyle de sağlam ilişkilere sahip olduğunu göstermektedir.