20 Mayıs 2024
Kaleler

ALAŞEHİR KALESİ (SUR DUVARLARI ) – ALAŞEHİR / MANİSA

Kale:

Tarihin en eski devirlerinden itibaren insan kendini, ailesini ve yiyeceğini korumak amacı ile yaşadığı yerin etrafını duvarlarla çevirmek ihtiyacını hissetmiştir. Uzun yıllar şehir ile bir bütünlük içinde olan kaleler askerî, idarî ve adli birçok görevler yüklenmiş, şehrin güvenliğinin sağlanması, çeşitli tehlikelerden korunmasında kale önemli rol oynamıştır. Anadolu’da Yunan ve Roma dönemlerinde genellikle savunmaya yönelik kaleler inşa edilmiştir. Bunlar genellikle kargir castrum’lar olup kare ya da dikdörtgen biçimli sahayı çeviren bir duvarlardan ibarettir.

Sur, bir şehir veya kasabayı korumak üzere, bu yerin etrafını çeviren kuleli tahkimat duvarına verilen addır.

Alaşehir Kalesinin Tarihsel Rolü:

Tarih boyunca tüm coğrafyalarda merkezî otoritenin ortadan kalktığı dönemlerde bulundukları bölgelerde bağımsız idare kurmak isteyen şahıslar ortaya çıkmıştır.

XII. yüzyılın sonlarından itibaren Bizans idaresinde ortaya çıkan zaaf ve nihayet 1204 yılında İstanbul’un Haçlılar tarafından işgal edilmesi sonucu devlet yapısının tamamen çözülmesinin ardından imparatorluğun arazisi üzerinde Latinler ve Bizanslı unsurlar tarafından kurulan irili ufaklı pek çok devlet ortaya çıkmıştır.

Döneminde Batı Anadolu Bölgesindeki önemli ticaret merkezlerinden birisi olan Alaşehir’deki Bizans idarecisi olan Theodoros Mankaphas’ın, Bizans yönetimine karşı ilk hareketi 1189/90 yılında İmparator II. Isaakios Angelos’a karşı Alaşehir’de bağımsızlığını ilan etmesiyle başlar.

Doğru Roma İmparatorluğunun kadim kentlerinden birisi olan şehir, 1389 yılında Osmanlı tarafından feth edilene değin Bizans’ın Anadolu üzerindeki en son kalesi olma özelliğini korudu

Bu surların ovaya açılan dört kapısı olduğu bu kapıların Kiremişli, Kirmastı, Elhizar ve Dombay Kapıdır.

Gezgin Yazılarından Alaşehir Kalesi:

Bir gezgin olan Fellows ise seyahatnamesinde, Antik Philadelphia (Alaşehir) kentinde az sayıda kalıntı olduğunu, görülen kalıntıların şehir surlarının parçaları, kiliseye ait mimari sütunlar ve duvarlar olduğunu söylemektedir.

Kent içinde gördüğü, sütunların üzerinde yer alan tuğla kemerleri kalmış yapının kiliseye ait olduğunu belirtmektedir

Allom ise seyahatnamesinde, İncil’de sözü geçen diğer kiliseler içinde, Philadelphia’nın Hıristiyanlık inancının daha eskilere dayandığını söylemektedir.

Philadelphia’daki Hıristiyan toplumun, Ephesos ve Sardeis’ten farklı olarak, oldukça önemli ve birbirlerine bağlı olduğunu ifade etmektedir. Türklerin burasının adına “Allah’ın Şehri” dediklerini aktarmaktadır. Büyük İskender’in Pers seferi sonrasında diğer Küçük Asya şehirlerinde olduğu gibi yeniden inşa edildiğinden söz etmektedir.

Tmolos Dağları’nın altında bulunan Attalus Philadelphus şehrinin, İskender sonrasında Philadelphus olarak adlandırıldığını söylemektedir. Daha sonraki dönemlerde, Hıristiyanlığın yayılımı ve Türkler’in bölgeye gelmeleri ile şehrin tahrip edildiğinden bahsetmektedir.

Ayrıca şehrin diğer Yunan şehirlerinde olduğu gibi bir tepenin üstünde kurulduğunu ve antik dönemine ait çok az kalıntının bulunduğunu, bu kalıntıların en önemlilerinin şehir surları olduğunu söylemektedir.

Şehir surlarının, döneminde oldukça güçlü olduğunu, İstanbul surları gibi 3 aşamalı savunma sistemine sahip olduğunu belirtmektedir. Sur duvarlarının 2 aşamasının kaybolduğunu fakat yuvarlak kuleler ve bastionlarla güçlendirilmiş içteki surun ayakta olduğunu anlatmaktadır.

Texier’in eserinde Alaşehir (Philadelphia)’in kuruluşuna neden olarak, ordunun sevk edilmesi açısından önemli bir konumda olmasını, Menderes Vadisi’ne ve Gediz’e giden yollara hakim bir konumda bulunmasını gösterir.

Bununla birlikte konumu dolayısıyla çoğu kez kuşatmalara karşı koyduğundan söz etmektedir. Ancak kuşatmalara karşı savunulması kolay olan bu yerleşimin deprem etkisiyle sık sık tahrip olduğunu Strabon’a gönderme yaparak aktarmaktadır.

Strabon’un aktardığı bilgilerin Tiberius (M.S. 14-37) zamanında olduğunu, şehrin ise M.Ö.130 yılında kurulduğunu belirterek aradan geçen 1830 yıldır Alaşehir’in varlığını sürdürdüğünü söylemektedir.

Evliya Çelebi, Alaşehir ile ilgili öncelikle kalesi hakkında bilgi sunmaktadır ve kaleyi şu şekilde tanımlamaktadır “ Kalesi Bozdağ’a bitişik Bahçederesi demekle bilinen yüksek bir dağın eteğinde yuvarlak şekilli, şeddadi, kargir yapı büyük bir kaledir. Çepeçevre büyüklüğü 8.800 adımdır. Ancak iç el olmakla kaleye muhtaç

olmayıp viran olmaya yüz tutmuştur”.

Şehirde bulunan yapıların birkaç tepe üzerinde yapıldığını ve bunları çevreleyen sur duvarlarının neredeyse büyük ve düzgün dikdörtgen şeklinde olduğunu belirtmektedir.

Bu surlar üzerinde bulunan kapıların tamamen harap olduğunu ayrıca surların birbirinden yirmi otuz metre mesafede yuvarlak kuleler ile korunduğu bilgisini vermektedir.

Bir diğer gezgin olan Arundell ise Philadelphia kentinin girişinde, küçük taşlardan yapılmış sur duvarlarının olduğundan söz etmektedir. Bu sur duvarlarının yakın dönemde yapılmış olabileceğini eğer antik döneme ait ise Geç döneme (olasılıkla Bizans) ait olabileceği düşüncesini paylaşmıştır. Bununla birlikte kentin zaman içinde Bizanslılar ve Türkler arasında el değiştirdiğini anlatmaktadır.

Şehrin savunma sistemi hakkında Arundell de diğer gezginlerin verdikleri bilgileri doğrulamaktadır. Bu bilgilerin yanı sıra savunma sistemini oluşturan surların üç kademeli olarak yer aldığını anlatmaktadır. Bu surlardan sağlam bir bölümünün hala ayakta olduğunu ama birçok bölümünün kırılarak kaldırıldığını söylemektedir.

Kaynaklar:

[1]Ankara Üniversitesi Dergisi, Ayönü Y.

[2]Ankara Üniversitesi Dergisi Batmaz E.Ş.

[3]Mimaroğlu M. (2013), Yüksek Lisans Tezi

[4]İslam Ansiklopedisi

[5]Alaşehir Kaymakamlığı