14 Temmuz 2024
Camiler

SULTAN II. SÜLEYMAN HAN (ŞADIRVAN) CAMİ – KONAK / İZMİR

    Cami giriş kapısındaki tanıtım kitabelerinde olduğu gibi SULTAN II. SÜLEYMAN VAKIFLARINA ait olup H.1046 M.1636/37 YAPILMIŞTIR. 1815 yılında bölgenin geçirdiği yangın nedeniyle büyük bir onarım görmüştür.

    Evliya Çelebinin beyaz bir inciye benzettiği caminin doğu kısmında tek şerefeli bir minaresi, batısında da bir kütüphanesi bulunmaktadır. İzmir Çarşısı içerisinde Eski İç Liman kıyısında bulunan bu cami Halk tarafından adını yanında ve altında bulunan şadırvanlar nedeniyle Şadırvan Cami/ Şadırvanaltı Camisi de diye de anılmaktadır.

   Cami yüksek bir su basman üzerinde olup altında büyük bir çarşı bulunmaktadır. Bu yüzden merdivenlerle kuzeyden ve batıdan iki ayrı girişi bulunmaktadır. Bunlardan kuzey kapısına çıkan merdivenler bakımsız kalmış ve sonradan burası kapatılarak yerine dükkânlar yapılmıştır.

     Günümüzde son cemaat yerine batı yönündeki 29 basamakla çıkılmaktadır. Kesme taştan yapılan caminin önündeki son cemaat yeri camekânla çevrilmiştir. İbadet mekânı on sütun tarafından taşınan tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe kasnağında sekiz pencere vardır. Bunun yanı sıra tromplarda üçer tromp arası boşluklarda da ikişer pencere bulunmaktadır. Kubbe kalem işleri ile bezenmiştir. Mihrap oldukça geniş ve yuvarlak bir kemer içerisine alınmıştır. Mihrabın iki yanında iki sütunce bulunmaktadır. Minber mermerdendir. Caminin güneyindeki kesme taş minaresi yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Bu minare 1941 yılında onarılmıştır. Ayrıca;

 Câmi’in tâ’mir tarihile alâkalı olan bu kitâbede aynen şunlar yazılıdır:

Ta’alâllah zehî matbû’ u dilkeş cây-i ta’atki.

Nola olsa nazîre beyt-i ma’mûre olur bercâ.

Miyân-ı şehrimizde nûrdan şâd u revân iken.

Harîk erkân-ı hüsnün eyleyüp defa’ât ile imhâ.

Muhassıl kalb-i âşık-veş yanup vîrân iken şimdi.

Yapıldı ehl-i hayrın himmetiyle böy|e müstesnâ.

Bu hayrât-ı cemîle himmet erbâbı ola nâil.

Hadîs-i «menbenâ» ya imtisâlen ecr-i bî-hemtâ.

Yazılsun bâb-ı Arş üzre bu güne Nüzhetâ târih.

Ta’alâllah zehî matbu’ u dilkeş câmi’-i bâlâ.

Sene 1230

   Bu kitâbe. Şadırvan Camii’nin birkaç defa yangın dolayısıyla harab olduğunu ve nihâyet Hicrî 1230 (1815) yılında, hayır sahiplerinin himmetiyle onarıldığını bize göstermektedir.

   Büyük şadırvanın önünden çıkan yâni kuzey-batı kapısı merdiveninin sol tarafına isabet eden kütüphane odasının üzerinde bulunan

H.1250 – M.(1834 /35 ) tarihli kitâbe de aynen şöyledir: *

Şeref buldu bi-lûtfillâh bu cây-i dil-küşâ şimdi.

Zehî vâlâ eserdir mevkı’inde böyle bî-hemtâ.

Kapânî-zâde merhum sıdk ile hâl-i hayâtında.

Li-vechi’I-lâh kodı hayrat içün vakf akçe-i …?

Vücûh-ı birr ta’mir ettiği-çün vakf-ı mezbûru.

Bu dâr-ı kütbü etti zevcesiie kızları inşâ.

Ulûm erbâbı gelsün hâll-i müşkil eylesün bunda.

Temessükle kitâbullaha bulsun feyz-i lâ-yuhsâ.

Muvakkit-hâne mülsak oldu dârü’l-kütbe himmetle.

Binâsı kâim olsun görmesün cevr-i felek aslâ.

Delâletle olur bu ecre nâil himmet erbâbı.

Husûsa bâniler cennât-ı adn içre bulur me’vâ.

Tekellüfsüz dedi tarihini Hâlid bu suretle.

Yapıldı bin ikiyüz ellide matbu’ müstesnâ.

Sene 1250

Bu kitâbeye nazaran, İzmir’in tanınmış ailelerinden birine mensub bulunan Kapanî-zâde, hâl-i hayatında Şadırvan Câmii için bir miktar vakıf para bırakmış; karısı ile kızları da sonradan, bu câmi’in batı tarafındaki şadırvanı üzerine bir kütüphane yaptırmışlardır; ayni zaman da kütüphane binasına bitişik olarak bir de muvakkithane vardır.

    Câmi’in batı tarafında bulunan ve sekiz sütun üzerine oturtulan kütüphanenin, câmi’ ile içten irtibâtı vardır. Bu kütüphanenin altındaki şadırvanın tavanı ise kubbeli olup, su hazinesi ortada ve etrafı demir parmaklıkla çevrili bulunmaktadır. Şadırvanın suyu, eski Agora (=Namazgâh) mevkiinde bulunan kabristan içindeki bir membadan gelmekte idi.

   Bu şadırvanın kubbesinin iç tarafında bir de manzum kitâbe vardır.

Ancak bu kitâbe bir bez veya muşamba üzerine yazılarak, kubbenin iç kasnağı etrafına yerleştirildiği için, sonradan hava ve yağmurların tesiriyle olacak, birçok yerlerinde bozulmalar olmuştur.

Bu itibarla, kitâbe metnini tam olarak okumak müşkilât arzetmektedir.

Bu kitabeden okuyabildiğimiz kısımlar ise, aynen aşağıya yazılmıştır.

Şadırvan-ı kadîme ehl-i hayrın ayn-ı lûtfundan.

Akardı ma’-i sâf himmeti âb-ı zülâl-âsâ.

Muahhar menba’-ı feyz-i İlâhîden zuhûr eden.

Sular iş-bu şadırvana olundu sonradan icrâ.

Neşat-efzâ olup enhur iş-bu şadırvanda.

Hususa mü’minîn eyler salâvât şartını îfâ.

[Gelüp] sâlih olan müslimler âb-dest alup çıksın. .

Kelâm olunsun muradı üzre işte câmi’ül …( ? )

mâ musaffa bâ-husûs bunda.

Nice hayvân-ı nâtık gayr-i nâtık olmada ihyâ.

Çün bir ni’met-i tahârettir ki hem ayn-ı inâyettir.

Kılındı …………. . …… bî-bedel i’tâ

Gerektir şükr-i ni’met âkil-i dânâya her demde.

Şeb u rûz şükr-i yezdânile arar ni’met-i uzmâ.

Bu rütbe ………… eltâf-ı hakk su gibi câridir.

Bu lûtfu ancak âdem acz ile şükrün eder îfâ.

Sezâdır sâhibü’l-hayrata …………………….. şâyeste.

Duâ gevherlerin akdıkca âb-ı dest eyler ihdâ.

Gelüp Hâlid dedi bin ikiyüz ellide târihin.

Şadırvan dâr-ı kütbün sâyesinde oldu pek ra’nâ.

MenlehüT-fakir

Mehmed Râsim

  Görülüyor ki, kütüphane sâyesinde, şadırvan da onarılmış ve bakımlı bir hâle gelmiştir.

KAYNAK: MUSTAFA ÜZEL / MÜNİR AKTEPE

Bir yanıt yazın