21 Haziran 2024
Türbeler

ARAP BABA MESCİDİ VE TÜRBESİ – HARPUT / ELAZIĞ

    Arap Baba Mescidi ve alt katında bulunan türbe Selçuklu devrine aittir. Mescit ve türbe kayalıklar üzerine inşa edilmiştir. Üstü kubbeli olan mescidin minaresi kısmen yıkılmıştır. Türbe içerisinde bulunan naaş, Selçuklu türbelerinde olduğu gibi, türbenin alt katında bulunmaktadır. Bu türbedeki zat halk arasında  ‘Arap Baba’ ismiyle bilinmektedir. Arap Baba hakkında elde kesin bir bilgi bulunmamakla beraber türbe, Selçuklu Hükümdarı Keyhüsrev döneminde 1279 yılında yaptırılmıştır. Kitabesinde, banisi olarak Şaban’ın torunu ve Arap Şah’ın oğlu Yusuf geçmektedir. Türbede bulunan ceset, üzeri yeşil kumaşla örtülü bir camekân içerisinde muhafaza edilmektedir. Türbe yerli ve yabancı turistler tarafından ilgiyle gezilmektedir. Arap Baba hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır.

       Harput’ta Alaca Mescit’in sol tarafından bir iki metre aşağı indikten sonra kayalar üzerinde küçük bir kapı görülür. Bu Arap Baba Türbesi’nin kapısıdır. Türbe dikdörtgen şeklindedir. Zeminin tam ortasında yeşil kumaşla örtülü tahtadan bir sanduka içerisinde Arap Baba’nın cesedi bulunur. Cesedin başı yoktur. Sonradan buraya kesik bir baş konmuşsa da kesik başın cesetle hiç bir ilgisinin olmadığı görülür. Bütün uzuvlarıyla olduğu gibi varlığını sürdüren cesedin göğüs ve karnı nispeten çökmüş, özellikle el ve ayakları tırnaklarına varıncaya kadar şaşılacak bir biçimde sağlamdır. Cesedin uzun zaman mumyalanmış olduğu ifade edilmişse de bu konuda yapılan çalışmalarda sağlıklı bir sonuca varılamamıştır.

    Harput’un manevî zenginliği olan velilerdendir. Adı, Yusuf olup, babası­nın adı Arapşah’tır. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Doğum tarihi ve yeri ile belli değildir. On üçüncü asırda yaşayan Arab Baba Harput’un fethi için gelen Selçuklu kumandanlarından olup, aynı zamanda büyük bir velidir. İslamiyet’i yaymak için bazen kılıç kullanan Arab Baba, çoğu zaman in­sanlara doğru yolu göstermek için vaaz ve nasihatlerde bulunurdu. Sık sık: “Kılıçla geldim, kalemle gideceğim” derdi. Vefat tarihî belli değildir. Arab Baha’nın türbesi 1276 tarihinde yapılmıştır. Türbenin alt katında kabir odası, üst katında ziyaret edilen, sanduka bulunmaktadır. Arab Baha’nın kabrinin bir özelliği de, cesedinin herkes tarafından görülebilecek şekilde ol­masıdır. Daha önce ziyarete gidenler yeşil örtüleri açıp bakabilirlerdi. Son za­manlarda Arab Baha’nın naaşı camekân içine alındı. İnanmayanlar cesedin mumyalandığını iddia etmektedir. Bununla ilgili olarak şöyle bir olay anlatılır: Belediye başkanlarından birisi inanmayarak, naaşı müzeye kaldırdı. Halk buna engel olmaya çalıştılar. Ancak belediye başkanı: “Hayır, bu ceset mumyalıdır. Bunu herkes görmeli. Müzeliktir bu ceset” diye ısrar etti. Ertesi sabah cesedin, müzeye kaldırıldığı yerde olmadığı görüldü. Bele­diye başkanı bunu birilerinin yaptığını sandı ve tekrar müzeye koydurdu. Aynı olay birkaç defa tekrar etti. Belediye başkanı isteğinde çok ısrar etti, fakat so­nunda felç oldu. Arab Baba Hazretleri’nin başı vücudundan ayrı gibidir. Bunun sebebi şöyle anlatılır: “Arab Baba’nın vefatından uzun yıllar sonra Harput’ta büyük bir kurak­lık oldu. Aylarca yağmur yağmadı. Harput’ta yaşayan Ermeni asıllı bir büyücü, zengin bir ailenin kızına: “Kuraklığın bir çaresi var. Eğer ilmi kuvvetli ölmüş bir zatın başı kesile­rek suya atılırsa, yağmur yağar ve kuraklık biter” dedi. Bunun üzerine Arab Baba’nın türbesine gece vakti giden kız, kapının kilidini kırarak içeri girdi. Sandukanın kapağını açtığında, o zamana kadar hiç görülmemiş olan Arab Baba’nın naaşını görünce korktu ve türbeden çıktı. Türbeden biraz ayrıldıktan sonra başını kesmek için tekrar geri döndü. Biraz önce taşla kırdığı kilidin ye­rinde yenisinin olduğunu gördü. Onu da taşla kırıp içeri girdi. Yanında götür­düğü bıçakla Arab Baba’nın başını kesti ve bez çuvala koyarak götürüp dereye attı. O andan itibaren gökyüzünde şimşekler çakmaya, Allahü Teâlâ’nın gazabı tecelli etmeye başladı. Şafak söktüğü zaman sağanak halinde yağmur yağıyordu. Yağmur giderek afet halini aldı. Arab Baba’nın başını kesen kızın bulun­duğu konak, kırk gün kırk gece taşlandı. Kız bir gece rüyasında Arab Baba’ yi gördü ve ona: “Başımı getir, yerine koy” dedi. Bunun üzerine dereye giden kız, uzun süre kesik başı aradıktan sonra buldu ve türbeye getirip yanına koydu. Kısa bir zaman sonra yağmur dindi ve güneş açtı. Arab Baba’nın başını kesen kız ölüm anında çok azab çekti. Ölümden sonra cesedi duvarlara çarpıldı. Ailesi bu du­ruma sadece ağlamakla yetindi. Evliyaya yapılan eza ve sıkıntının cezası, Allah Teâlâ tarafından herkese ibret olarak gösterilmiştir.

     Elazığ’ın Harput Mahallesi’nde bulunan Arap Baba Türbesi’ndeki Arap Baba’nın naaşı, yıllardır ziyaretçilere açık tutuluyordu. Türbenin içinde cam bir bölmede sergilenen naaşın başında bir görevli duruyor. Yeşil örtü ile üzeri kapalı olan naaşı görmek isteyenler örtüyü kaldırarak bozulmadan duran naaşı görebiliyordu. Naaşın kafa kısmı ise gövdeden kesilmiş olarak yanında duruyordu.

      Elazığ’ın Harput Mahallesi’nde bulunan Arap Baba türbesine Vakıflar Genel Müdürlüğünün izni ile gelen bilim adamları, türbede bulunan ve yaklaşık 700 yıllık olduğu tahmin edilen Arap Baba’nın sanduka içerisindeki naaşını alarak Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürdü. 700 yıl geçmesine rağmen mumyalanmadığı halde bozulmadan duran naaşın sırının yapılan incelemelerde ortaya çıkarılmaya çalışılacağı belirtildi. Üniversitede yapılacak olan çalışmalarda, Arap Baba’nın kesin yaşının da tespit edileceği belirtildi.