MÜSELLİM CAMİİ – ANTALYA

MÜSELLİM CAMİİ – ANTALYA

Antalya’da XVIII. yüzyılın sonlarına ait cami ve kütüphane.

Elmalı mahallesinde Kışla Han Çarşısı’nın yanında bulunmaktadır. Giriş kapısının üstünde yer alan kitâbeye göre Hacı Osman Ağa oğlu, Hacı Mehmed Ağa tarafından 1211’de (1796) yaptırılmıştır. Hacı Osman Ağa ile oğulları Deli Bekir ve Hacı Mehmed Ağa kırk yıl kadar Teke sancağının idaresini ellerinde tutmuşlar, aile Hacı Osmanoğulları veya Tekelioğulları diye tanınmıştır. Hacı Mehmed Ağa’nın 1199 (1785) yılında Hamîd ve 20 Safer 1209’da (16 Eylül 1794) kapıcıbaşı (serbevvâbîn) rütbesiyle Teke sancağına mütesellim (müsellim) tayin edildiği, son görevini vefat tarihi olan 1812’ye kadar sürdürdüğü bilinmektedir. Antalya Müzesi’ndeki dosyasında, caminin kubbe kasnağının doğu tarafındaki pencerenin altında yer alan kitâbeye göre 1279 (1862-63) ve 1325’te (1907) tamir edildiği anlaşılmaktadır. Kitâbe günümüzde mevcut değildir. Yapı ayrıca, 1952-1955 ve 1989-1992 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Bazı araştırmacılar, yapının Beylikler devrinden kalan bir mescidin bazı ilâveler ve köklü bir onarımla elden geçirilerek hizmete açıldığını düşünmekte (Barışta, s. 116), eserin mimari özellikleri de bunu teyit etmektedir. Antalya Müzesi’nin kurucusu ve ilk müdürü Süleyman Fikri Erten kaynak göstermeden Hacı Mehmed Ağa’nın inşa ettirdiği cami ve içindeki kitaplık ile bitişikteki sıbyan mektebi için düzenlediği 1 Muharrem 1204 (21 Eylül 1789) tarihli vakfiye metnini kaydeder (Tekelioğulları, s. 17-26). Teke sancağı 1 numaralı Şer‘iyye Sicili’nde de Hacı Mehmed Ağa’nın cami yakınındaki bir evi 13 Şevval 1224 (21 Kasım 1809) tarihinde satın alıp cami meşihatının kullanımı için vakfettiği yazılıdır (Moğol, s. 189-190).

Cami kare planlı (10 × 10 m.) ve tek kubbeyle örtülü bir harime sahiptir. Kurşun kaplı olan ve sekizgen kasnağa oturan kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Tromplar dışarıdan yine sekizgen, ancak birinciye göre daha yüksek bir kasnakla gizlenmiştir. Bunun altında kalın beden duvarları bulunmaktadır. Beden duvarlarında bir sıra halinde düzenlenmiş dikdörtgen sekiz pencere ile tromplar arasındaki dört pencere harimi aydınlatır. Dikdörtgen pencerelerin yukarılarında içte ve dışta hafif içerlek, sivri kemerli alınlıklar vardır. Tromplar arasındaki pencereler alçı şebekeli olup içten renkli camlıdır. Sekiz ahşap direğin taşıdığı kiremit kaplı meyilli bir çatı ile örtülü olan binanın önündeki son cemaat yeri minarenin de kaidesini içine alacak şekilde uzatılmıştır. Sonradan yapıldığı anlaşılan son cemaat yerinin doğu tarafının duvarla kapalı olması daha önce burada bir son cemaat yerinin varlığına işaret etmektedir. Ancak bu duvarın cami beden duvarıyla olan ilişkisi bunun da sonradan yapıldığına işaret sayılmaktadır.

Caminin dikdörtgen pencerelerinin alınlıklarıyla mihrap nişi ve harimin duvarları tromplara kadar beyaz zemin üzerine kobalt mavisi levha çinilerle kaplanmıştır. Doğu duvarındaki bazı levha çinilerinin ortalarında turkuaz-yeşil kullanılmıştır. Sır altı tekniğiyle yapılan bu çinilerde konturlar siyahtır ve bunlar kalitesiz Kütahya çinileridir (Öney, s. 95). Çinilerin benzerlerine Topkapı Sarayı Haremi’nin Hünkâr Hamamı’nda, Sünnet Odası’nın duvarlarında ve I. Abdülhamid Dairesi koridorunda rastlanmaktadır (Barışta, s. 118). Levha çinilerin büyük çoğunluğu 1992’de sona eren onarım sırasında değiştirilmiştir. Daha önce ortadan kalkmış olanların yerine de yenileri konulmuştur. Orijinal çiniler koyu, yeniler ise açık renktedir. Son onarımda İsmail Ünal, Gönül Öney ve Örçün Barışta’nın bahsettiği dikdörtgen formlu çinilerin tamamı kaldırılarak yerlerine yeni mavi-beyaz çiniler monte edilmiştir. Kubbedeki barok karakterli kalem işi bezemeler 1992 onarımında ortaya çıkarılmış, orijinallerinden örnekler bırakılarak çoğu yenilenmiştir. Cami Esnaf ve Koruma Derneği tarafından 2005 yılında caminin kadınlar mahfili, pencere pervazları ve minberindeki yağlı boyaların yakılarak ortadan kaldırılmasıyla boya altındaki kalem işi bitkisel bezemeler ortaya çıkarılmıştır. Bunlar genellikle natüralist anlayışla gerçekleştirilmiş süslemelerdir. Bu bağlamda, barok ve natüralist anlayışın birlikte görülmesi bakımından döneminin özelliklerini yansıttığı ifade edilebilir. Harimin kuzeybatı köşesinde yükselen minarenin kare tabanlı kaidesi kesme taş kaplamadır. Silindirik tuğla gövde pabuçla kaideye oturtulmuştur. Kapalı korkuluğa sahip şerefenin altındaki kirpiler, yatay profillerle belirlenmiş çağdaşı minarelerin şerefe altlarıyla pek bağdaşmamaktadır.

Caminin güneybatı köşesiyle birleştirilmiş olan kütüphanenin moloz taşla inşa edilmesi sonradan yapıldığına işaret sayılmakla birlikte (Erken, I, 551) Süleyman Fikri Erten’in sözünü ettiği vakfiyede caminin yanında kütüphaneden de bahsedildiği görülür. Kare planlı (4,70 × 4,70 m.) kütüphane köşelerde tromplara dayanan, tepesinde koyu yeşil çini bir alemin bulunduğu tek kubbe ile örtülüdür. Tromplar dıştan ongen bir kasnakla gizlenmiştir. Bina batı duvarlarında iki, doğu duvarında bir dikdörtgen pencereyle aydınlanmaktadır. Erten’in yerini belirtmeden bahsettiği ocak tarafımızdan görülememiştir. Yapıda baca bulunmadığı için bunun nasıl bir ocak olduğunu kestirmek güçtür. Yıllarca bakımsız kalan kütüphane Erten’in gayretleriyle 1924’te Antalya Müzesi’ne devredilmiştir. Bina halen Diyanet Vakfı Yayın Satış Merkezi olarak kullanılmaktadır. Hacı Mehmed Ağa kütüphaneye 589 cilt kitap vakfetmiştir (Erten, Tekelioğulları, s. 24). Bu kitapların bir kısmı Antalya Tekelioğlu İl Halk Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

KAYNAK: TDV İSLAM ANSİKLOPEDİSİ