20 Temmuz 2024
Kiliseler

DEYRULZAFARAN MANASTIRI – MARDİN

    Deyrüzzaferân Manastırı (veya Deyrulzafaran Manastırı, Süryanice:  Dairo d-Mor Ḥannanyo) Mardin’in 4 km doğusunda, 5. yüzyılda yapılan bir Süryani manastırı ve Süryanilerin önemli merkezlerinden biridir.. Mor Hananyo Kilisesi (Kubbeli Kilise), Azizler Evi (Beth Kadişe), Meryem Ana Kilisesi ve Güneş Tapınağı manastırın önemli yapılarını oluşturur. Manastırın içinde tarihi bir Süryanice İncil ve kutsal taş bulunmakta, ilk tıp fakültesinin burada kurulduğu söylenmektedir. Kurulduğu dönemden kalma mozaikler bugün de durmaktadır. Canlı bir tarih görünümünde olan manastırın en büyük özelliklerinden biri de içinde 52 Süryani patriğinin mezarlarının bulunmasıdır.

    Deyrüzzaferân Manastırı, 2021 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dâhil edilen Tur Abdin’deki dokuz kilise ve manastırdan biri oldu.

Deyrulzafaran Manastırı,  Mardin Ovasına hâkim bir noktadadır. Üç kattan oluşan Manastır 5’inci yüzyıldan başlayarak farklı zamanlarda yapılan eklentilerle bugünkü haline 18’inci yüzyılda kavuşmuştur. Manastır, MÖ Güneş Tapınağı, daha sonra da Romalılar tarafından kale olarak kullanılan bir karmaşık üzerine inşa edildi. Romalılar bölgeden çekilince Aziz Şleymun bazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra çevirdi.

   Bu nedenle Manastır, önceleri Mor Şleymun Manastırı olarak biliniyordu. Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun 793 yılından başlayarak büyük bir tadilat yapmasından sonra Manastır onun adıyla, Mor Hananyo Manastırı olarak bilindi. 15. yüzyıldan sonra da Manastır’ın etrafında yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı Manastır, Deyrulzafaran (Safran Manastırı) adı ile anılmaya başlandı.

     Deyrulzafaran Manastırı dış tarafındaki taş nakışları, kemerli sütunları ve kubbeleriyle sizleri karşılıyor. Manastır; Güneş Tapınağı, Azizler Evi (Beth Kadişe), Mor Hananyo (Kubbeli Kilise) ve Meryem Ana Kilisesinden oluşuyor. Manastırın ilk kilisesi Meryem Ana Kilisesi’nin apsis kısmında yer alan Bizans dönemine ait mozaikler ve kilisenin içerisinde yer alan ahşap kapıların üzerinde Davut peygamberin mezmurlarından Süryani dilinde yazılmış mısralar ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Vaftiz törenlerin de yapıldığı bu kilisede görülmesi gereken önemli yerlerden birisi de mezar odalarıdır. Bu taş mezarlarda zamanında burada görevli papazlar oturur vaziyette gömülürlermiş.

     Deyrulzafaran Manastırı hala manastır özelliğini koruduğundan dolayı haftanın 3 günü ayinler düzenliyor. Bu ayinlere dışarıdan katılım gerçekleşmiyor.

DEYRULZAFARAN MANASTIRI VE MATBAA

    Kubbeleri, kemerli sütunları, ahşap el işlemeleri, iç ve dış mekânlardaki taş nakışları ile insanın ilgisini çeken Deyrulzafaran Manastırı, uzun tarihi boyunca Süryani Kilisesi’nin dini eğitim merkezlerinden biriydi. Bölgeye ilk matbaayı getiren kişi de yine bu Manastır’da patriklik yapan ve 1895’te vefat eden 4. Petrus’tur. 1874 yılında İngiltere’ye yaptığı bir ziyaret sırasında satın aldığı matbaayı 1876 yılında manastıra getirtti. Matbaada 1969 yılına kadar başta Süryanice olmak üzere Arapça, Osmanlıca ve Türkçe kitaplar ile 1953’e kadar Öz Hikmet adında aylık bir dergi basılıyordu. Matbaadan geriye kalan parçaların bir kısmı manastırda diğer bir kısmı da Mardin’deki Kırklar Kilisesi’nde sergilenmektedir.

     O dönemden kalma mozaikler bugün de görülebilmekte. Çeşitli devirlere ait üç ibadethanenin bulunduğu manastırda, 52 Süryani Patriğinin mezarları da yer alıyor.  Deyrulzafaran Manastırı’nın içinde, Şemsi Tapınağı, Mor Honanyo Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi, Mor Petrus Kilisesi, Azizler Mezarlığı, Divanhane ve rahip odaları bulunmaktadır.

     Manastır bugün de Süryani Kilisesi’nin önemli dini merkezlerinden biridir. Mardin Metropoliti’nin ikametgâhı olan Deyrulzafaran Manastırı, dünyanın dört bir yanına dağılmış Süryaniler tarafından dua ve bereket almak için ziyaret edilir. Yine binlerce yerli ve yabancı turist, kısa veya uzun bir yol kat ederek manastırı ziyaret etmektedirler.

     Deyrulzafaran Manastırı, uzun tarihleri boyunca Süryaniler için en önemli mekânlardan biri oldu. Manastır, günümüzde de Mardin Ovası’na hâkim konumu ve muhteşem mimarisiyle ziyaretçileri büyülüyor.

    “Süryani kiliseleriyle Artuklu camilerini aynı zamanda sevdim. Mardin’de çok eski bir mezhep olan Şemsiler gibi güneşe, ya da Ezidiler gibi Tavus-u Azam’a tapanların da olabileceğini, hatta olması gerektiğini orada öğrendim. Arapça ezanın en güzel örnekleriyle, Latince ilahileri eş zamanlarda dinledim. Kürtçe ağıtları ve türküleri yüreğimin uçurumlarında duydum. Uzun bacaklı, dal gövdeli yüzlerinde hüznün, sevdanın ve intikamın esmer gölgesi gezinen delikanlılar, ellerinde bir tüfekle atlara sıçrar, ufkun bittiği yere kadar bir toz bulutu içinde gider, gelirlerdi; çevikliğin zarafetini, tütün sarmanın şiirini onlarda gördüm.”

    Yazar Murathan Mungan’ın Paranın Cinleri isimli kitabında doğduğu şehir Mardin için yazdığı bu cümleler, ancak bu kadar güzel anlatabilir kentin kendine özel dokusunu oluşturan çok kültürlülüğünü, mimari yapısını, geleneklerini…

Kaynak: Mardin Valiliği, “Kent Haritası ve Şehir Planı”