SAFRANBOLU ÇEŞMELERİ – KARABÜK

SAFRANBOLU ÇEŞMELERİ – KARABÜK

    Safranbolu’da kent halkı, içme ve kullanma suyu gereksinimini, tarih boyu her sokakta, hayır sahibi kişilerce yaptırılmış, çok sayıdaki çeşmelerden sağlamıştır. Uygun köşelerde ve özellikle sokakların kavşak noktalarındaki, kimileri birbirine çok yakın ve kimileri çok görkemli olan çeşmeler, evlerle bütünlük içersinde, Safranbolu’ya özgü, güzel bir doku oluşturur.

   Safranbolu’da çeşme, genellikle “Pınar” sözcüğü ile adlandırılır. Safranboluluların

dilinde bu sözcük “Puğar” biçimine dönüşmüş, “Çam puğarı”, “Hergele puğarı” diye söylenmiştir. Safranbolu’daki kimi çeşmelerin bulundukları semtler, o çeşmelerin adıyla anılır. Örneğin, Bağlarda, Arslanlar-Köyiçi arasındaki Çampınarı ve Müftüpınarı ile Kıranköy-Emek yolu üzerindeki Paşapınarı, Akçasu’daki Kaçak semti, oralardaki çeşmelerden adlarını almıştır.

Safranbolu’da çeşmeler, eski ve tarihsel önem ve değerlerini, 1950’li yıllarda Paşa Suyu’nun da kaynağı olan Hızar suyunun, demir döküm borularla kente getirilmesiyle yitirmeye başlamıştır. Yanlış bir deyim de olsa, “Terkos suyu” da denilen Şebeke suyunun, Safranbolu’da evlere dağıtımının yapılmasıyla çeşmelere gereksinim yok denilecek kadar azalmıştır.

   Ancak, Hızar suyunun Şehir su Şebekesine bağlanması kolay olmamıştır.

Aşağı ve Yukarı Dana Köy’ler ile Ġncekaya (Gayza) Köyü halkı, bu suyun Safranbolu’ya

götürülmesine karşı çıkmışlar, önde bu köylerin kadınları olmak üzere fiziki direnişte bulunmuşlardır. 1950’li yılların başında kolluk güçlerinin ve adli makamların olaya el koyduğu çok üzücü olaylarla karşılaşılmıştır.

  Uzun süren çekişme ve tartışmaların sonunda, Hızar Suyu’nun Safranbolu’ya ait olduğu yargı mercileri kararıyla kesinleşmiştir. Kesin karardan yıllar sonra bile, Eylül/1980 ayının başında, bu kitabın yazarının Belediye Başkanı olduğu sırada, Yukarı Dana Köyü Muhtarlığı’nın Hızar suyuna tekrar bir başka müdahalesi olmuşsa da, bu da, yargı kararıyla önlenmiştir.

   Bu gün söz konusu köylerin halkının hemen tamamı, Safranbolu’ya yerleĢmiĢ olup, her biri aynı suyu, artık Safranbolulu olarak kullanmaktadırlar.

Ancak, Safranbolu’da kentin dört bir tarafına Şebeke suyunun götürüldüğü 1950’li yıllardan sonra da, eski kaynaklardan, eski kanal ve poyralarla gelen sular, daha uzun bir süre çeşmelerden akmaya devam etmiştir. Fakat 1980’li yıllardan itibaren, su kaynakları ile çeşmeler arasındaki kanalların ve su poyralarının bakımsız kalması sonucunda, çeĢmeler tamamen kurumuĢtur. Bu arada, Şehir Şebeke suyu gibi “Hızar” kaynağından gelen ve çeşmelerin çok büyük kısmını besleyen “Paşa Suyu”yla, Şebeke suyunun takviyesi yoluna da gidilmiştir.

   Kentteki sürekli nüfus artışına paralel olarak ortaya çıkan su sıkıntısı, geçen zaman içersinde sulama suyu olan “Mağara Suyu”nun 1990’lı yıllarda içme suyuna dönüştürülmesi ve 2000’li yılların ortalarında da Araç yönündeki “Karasu” kaynağından, Şehir Şebekesinin takviye edilmesiyle giderilmiştir.

   Bu arada, bir çok tarihsel çeşme de, Kaymakamlığın öncülüğünde, halkın katkılarıyla 2005 yılından itibaren restore edilmeye başlanmıştır. Ancak, restore edilen çeşmelere Şehir Şebeke suyu bağlandığı için, sebillerinden eskisi gibi sürekli su akışı olamamaktadır. Onarılan çeşmelerin sadece görüntüleriyle değil, sebillerinden, gürül gürül akan suyun, gönül ferahlatan sesiyle de bulundukları semte, eskiden olduğu gibi güzellikler katması arzu edilirdi.

  Kaçak ve Akkuyruk sularının güzergahı temizlenip, yeni ve geniş plastik

borular döşenmek suretiyle, bu iki kaynaktan çıkan suyun, tekrar kent merkezine

günümüzde de gelmesi sağlanabilirdi. Bu amaçla, bir kaç yıl önce, bu suların

kaynakları ve isale hatları birlikte gezilerek, bu satırların yazarı tarafından yetkililere

gerekli bilgiler aktarılmıştı. Belediye Başkanı Dr. Necdet AKSOY’un öncülüğünde 2012 yılında Akkuyruk Suyu’nun yeni bir güzergahtan, kent merkezindeki birkaç çeşmeye getirilmiş bulunması, kutlanması gereken bir uygulama olmuştur.

   Ne var ki, günümüzde Hızar suyunu ise, eski güzergahından kentte getirmek olanağı ne yazık ki kalmamıştır. Yazıköy civarında konuşlandırılan askeri birliğin gereksinimi olan suyun, Hızar kaynağından alınması sırasında, su borularının,“İnceköprü su kemeri”nin üstünden geçen ve Safranbolu çeşmelerini besleyen suyun taşındığı orijinal taş kanal içine döşenmesi ve kanalın üstünün betonla kapatılması çok üzücü bir uygulamadır.

  Tarihsel, anıtsal ve turistik değerleri hoyratça göz ardı edilen görkemli kemerden, yapılış amacı doğrultusunda yararlanmak ve çeşmeleri suya kavuşturmak olanağı bundan böyle kalmamıştır. Hiç kuşkusuz, askeri birliğe su sağlanmalıdır. Ancak suyun, kanyonun karşı yakasına geçirilmesi, günün teknik olanaklarıyla, sifon yöntemi ve birleşik kaplar esasına göre gerçekleştirilmeliydi.

   Safranbolu’da çeşmeler, ya bulunduğu semtin adıyla ya da yaptıranın adıyla anılır. Ancak, adının nereden kaynaklandığı bilinmeyen çeşmeler de vardır. Örneğin, Akçasu Mahallesi Kaçak Sokak, 40 No.lu evin güneybatı köşesinde, çıkmaz sokağın başındaki çok görkemli çeşmenin adı Ahmet GÖKOĞLU’nun “Paphlagonia” kitabından yapılan alıntı nedeniyle

çeşitli kaynaklarda “Tuzcupınarı” olarak bildirilmekte ise de, halen yaşları 80’e yaklaşan, bu satırların yazarı dahil, Akçasu Mahallesi sakinlerinin hepsi de, cami motifleri ile birlikte çok güzel işlemeleri bulunan bu çeşmenin Tuzcupınarı olarak adlandırıldığını hiç duymadıklarını söylemektedirler.

  1814 yılında (H.1229) “Emeksizoğlu Seyit Mehmet Ağa” tarafından yaptırıldığı, kitabesinden öğrenilen bu çeşme, yaptıranın adıyla anılmadığına göre, adının bir başka çeşmenin adıyla karıştırıldığı ya da yaptıran zatın tuzculukla iştigal ettiği için bu adı almış olabileceği, ancak mahalle sakinlerince yaygın olarak kullanılmadığı ya da zaman içinde adının unutulduğu düşünülmektedir.

    Safranbolu çeşmelerinin her biri hakkında, Safranbolu doğumlu, bir öğretmen olan Mustafa ACAR tarafından kaleme alınan bir kitapta  geniş bilgiler yer almaktadır. Ahmet GÖKOĞLU’na ait 1952 basımı “Paphlagonia” kitabı ile Mehmet Behçet’e ait 1925 basımı “Kastamonu Asar-ı Kadimesi” adlı kitaptaki bilgilerden yararlanılmakla beraber, kitabın ayrıca Safranbolu’da bizzat dolaşılarak ve bilgi verebilecek kişilerle görüşülerek kaleme alındığı da anlaşılmaktadır. Her ne kadar anılan kitapta, “Akkuyruk Suyu”nun kaynağı, Kayarlı Bağları yolu ile Akçasu deresinin birleştiği yerde ve dere kenarında bulunmasına karşın, Ulukavak Sokak’ta olduğunun belirtilmesi (Sayfa:4), Kaymakamlar Evi yanındaki

çeşme, “Kaymakampınarı ÇeĢmesi” olarak adlandırılırken (Sayfa:60), Akçasu Mahallesi’nde “Kaçak Çeşmesi”nin karşısında, derenin öbür tarafındaki kayadan çıkan ve 1930’lu yıllarda zamanın Kaymakamı tarafından yaptırılan bir haznede suyu toplanıp, bir sebilden sürekli akıĢı sağlanan ve bu nedenle “Kaymakam Suyu” olarak adlandırılan çeşmeden söz edilmemesi, Ulukavakdibi mevkiinde bulunan ve suyu, hemen iki metre yanındaki bir kaynaktan çıkan çeşmenin “Ulukavakdibi Pınarı” olarak bilinmesine ve Akkuyruk Suyu ile bir ilgisi olmamasına karşın, bu pınarın da ”Akkuyruk çeşmesi” olarak adlandırılması (Sayfa:68) gibi, bilenlerin ilk bakışta gözlerine çarpan yanılgılar bulunsa da, Safranbolu çeşmelerinin anlatıldığı bu kitabın önemi yadsınamaz. Yazar, bu konuda yararlı

bir araştırmayı gerçekleştirmiş bulunmaktadır.

     Kaçak Pınarı karşısında, olukları dere yatağında olan Kaymakam suyu çeşmesi Öte yandan, Mustafa ACAR’ın Safranbolu çeşmelerine ilişkin sözkonusu kitabında da yinelenen bir adlandırmaya özellikle değinmekte yarar olacaktır. Bu kitapta; Çarşı Hamamönü’nden Kastamonu yönüne giden yol ile aşağıdan Cinci Hanı’ndan doğru gelen yolun kesiştiği noktadaki, çok ünlü ve son zamanlara gelinceye kadar çok görkemli haliyle korunan çeşmeden, Akçasu’da olmamasına ve çeşme de denilmemesine rağmen, “Paphlagoia” adlı kitapta olduğu gibi, “Hergele (Akçasu) Çeşmesi” olarak (Sayfa:7) söz edilmektedir.

Oysa, bu çeşmenin halk arasında bilinen adı, sadece “Hergele Pınarı”dır.

Çeşme, Akçasu mahallesinde değildir; Akçasu çeşmesi denildiği de hiç duyulmamıştır. Safranbolu’da inek sürüsüne “hergele”, bu sürüyü otlatmaya getirip götürene de “hergeleci” denirdi. Çarşı mahallelerinin inekleri, sabah otlatmaya götürülürken ya da akşam dönerken bu çeşmenin yalaklarından sulandığı için, çeşme “Hergele Pınarı” olarak adlandırılmıştır.

Ayrıca, aynı çeşmenin kitabesine göre yaptıranın kimliğine ilişkin verilen bilgiyi de düzeltmek gerekmektedir. Mustafa ACAR, “Hergele Pınarı”nı Mustafa Bey’in oğlu Hacı Ġbrahim Ağa’nın yaptırdığını yazmakta ise de, yaptıranın herhalde 10-15 kuşak sonrası altsoyundan olan bir kiĢi sıfatıyla, kitabenin doğru okunuşunu belirtmem gerekmektedir. “Sahib-ül hayrat Elhac İbrahim Ağa İbni Muslu bey / Sene erbaa ve tisine ve elf”. Günümüz Türkçesiyle, (Muslubey oğlu Hacı İbrahim Ağa hayratın sahibi / Yıl dört ve doksan ve bin -1094)

   Kitabesine göre Miladi 1682 yılında yapılan bu çeĢmeyi, bizzat gördüğü anlaşılan Ahmet GÖKOĞLU, yukarıda değinilen 1952 basım tarihli Paphlagonia kitabında çeşmeden şöyle söz etmektedir. ”Çeşme üç yüzlü olarak kesme taştan yapılmıştır; büyük yüzünde 5,00 X 0,76 boyutlarında büyük kemeri, üç musluğu, büyük bir yalağı vardır”. Yıllarca önünden gelip geçtiğim bu çeşmenin, yol düzenlemeleri sırasında eski görkemli konumuna son verilip, yolun istinat duvarındaki bir oyuğa yerleştirilmiş bir lavabo görünüme sokulması hüzün vericidir.

   Safranbolu’da taş işleme sanatının en güzel örnekleriyle süslü, iki çeşme Yine, Mustafa ACAR’ın Safranbolu çeşmeleri ile ilgili kitabının “Sonuç” bölümünde (Sayfa: 77), ikinci paragraftaki “Mahalle kadınlarının bir araya gelip sohbet ettikleri, sularını doldurup, çamaşırlarını yıkadıkları çeşmelerimiz…” sözlerinin, gerçeklerle bağdaşmayan, çok yanlış bir bilgilendirilme veya değerlendirme olduğu da özellikle vurgulamalıdır. Safranbolulu kadınlar çeşme başında sohbet etmezlerdi. Böyle bir gelenek, türkülerdeki, öykülerdeki söylemlere göre herhalde köylerde oluyordu.

   Safranbolu’nun eski kökleşmiş anlayışına göre, çeşme başında kadınların durup sohbet etmeleri gibi bir davranış, çok ayıp karşılanır. Genellikle sabah erken evin genç kızları, çeşmeden güğümleri ya da “bakraç” diye adlandırılan kovaları doldurur, orada durmaksızın, etrafına bakmadan hemen eve dönerler.

   Aslında kadınlara evlerinde, kapalı bir ortamda yaşam koşullarını ve “kaç-göç”ü zorunlu kılan eski anlayış da, çeşme başı sohbetleriyle asla bağdaştırılamaz.

   Safranbolulu hanımlar çeşme başında sohbet için toplanmadıkları gibi, evin kapısı önüne, yol kenarına oturarak komşularıyla sohbet de etmezler. Bu da çok ayıp karşılanır. Sohbet yeri evin içi veya evin bahçesidir. Bugün Safranbolu’da ev kapılarının önünde toplanan hanımların, bir yandan ellerindeki örgü ve benzeri el işlerini yaparken, diğer yandan koyu bir sohbete daldıklarına, hemen her mahalle ve sokakta sıkça tanık olunması, Safranbolu’ya özgü eski bir geleneğin sürdürülüyor olması değildir. Bu olgu, kırsal kesimdeki bir geleneği, Safranbolu’nun yeni hemşehrilerinin kente taşımaları olarak açıklanmalıdır.

KAYNAK: SAFRANBOLU’DA SU