BATTALGAZİ ŞEHRİ – MALATYA

BATTALGAZİ ŞEHRİ – MALATYA

Eski Malatya, kuruluş ve isim itibarı ile başlangıçtan zamanımıza kadar büyük bir değişikliğe uğramadan gelen Anadolu şehirlerinden birisidir. Kültepe vesikalarında “Melita” şeklinde görülen Eski Malatya’dan Hitit vesikalarında Maldia olarak bahsedilmektedir. Asur imparatorluk devri vesikalarında ise Meliddu, Melide, Melid, Milid, Milidia olarak geçmektedir Urartu kaynaklarında ise Melitea denilmektedir. Malatya kelimesinin Hititçe “bal” anlamına gelen “Melid”’den türediği anlaşılmaktadır.

Strabon’a göre bu yöre: zeytin-üzüm ve meyve ağaçları ile bezenmiş, Kapadokya’da bir benzeri bulunmayan tek yer. Pline’ye dayanarak (Eski) Malatya’nın Asur kraliçesi Semiramis tarafından “Meliten “ adıyla kurulduğunu kayıt eder. Bu bilgi, daha sonraki çalışmalarda aynen doğrulanmıştır. Gelişen Maldia-Melitene (Malatya), kalkolitik çağdan beri iskân görmüş ve bu günkü Arslantepede 27 kültür katı bırakmıştır.

Eski Malatya (Battalgazi) M.S 79-81 yıllarında Roma kralı Titus zamanında lejyon karargâhı olarak kullanılmıştır. Yine şehre bu dönemdede Melitene adı verilmiştir. Artık bundan böyle bir şehir adı olarak bu isim kullanılmaya başlanacaktır. Roma şehir surları bu dönemde yapılmaya başlanmıştır. Burası Roma devrinde, hudutların korunması, coğrafi konumu ve jeopolitik önemi dikkate alınarak mühim bir merkez olarak muhafaza edilmekteydi. Bizans döneminde de bu değerini siyasi, iktisadi bakımdan da korumuştur. Bizans-Arap mücadelesi sonucunda şehir, İslam hâkimiyetine geçmiştir (M.S 659) Bizans kaynaklarında da Melitene şeklinde kullanılan (Eski) Malatya şehir adı, Araplar tarafından kadim şekline yakın bir imla ile “Malatiyye” adı ile anılmaya başlanacaktır. Araplar “Sugur El-Cezeriye”nin merkezi haline getirdikleri bu şehri aynı zamanda bölgenin en büyük ve mamur bir beldesi yapmışlardır. Malatya, Abbasilerden Harun Reşit döneminde (M.S786-809) ”El- Avasım “ adıyla oluşturulan müstakil bir idari bölgenin merkezi olma hüviyetini kazanır.

Malatya, bu bölgede Türk- Bizans mücadelelerinin odaklaştığı şehirlerden biri olmuştur. 1056-1101 yılları arasında birkaç defa el değiştirmiştir. 18 Eylül 1101 tarihinde Danişmentli Melik Ahmet Danişment Gazinin hâkimiyetine geçen (Eski) Malatya, bir daha kayıp edilmemek üzere Türk Beldesi haline getirilmiştir. Selçuklular döneminde “Vilayet-i Malatya” olarak anılan şehir, bir üstünlük ve asalet ifadesi olarak “Darür Rif’at” unvanıyla anılmıştır. Bu dönemde surla korunan büyük ve güzel şehir anlamına ”Mediye-i Mahruse-i Tayyibe” adıyla da tanınmıştır.

Osmanlılar döneminde aynı adla anılan şehirde, 1838 yılında Nizip Savaşına giden ordu kışı Eski Malatya’da geçirir. Yöre insanı Apuzu bağları olarak bilinen yazlığa göç ederek oraya yerleşip bu günkü şehrin temelini atmışlardır. Malatya, günümüze modern bir yapılanma ile gelirken asıl tarih çekirdeğini oluşturan Battalgazi (Eski Malatya) , bu gün turistik bir ilçe olarak varlığını sürdürmektedir. Kısaca Eski Malatya şehrimizin temelleri, Hititler zamanında atılmış ve Hitit devrindeki “Melidu” kasabası adı söylene söylene Malatya’ya dönüşmüştür.

Eski Malatya isminin kullanıldığı yerleşim yeri ise 19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı Kanun ile ilçe olmuştur (04.07.1987 tarih ve 19507 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanmıştır.). İdari yapı olarak 01.05.1988 tarihinden itibaren Battalgazi adı ile İlçe statüsü kazanmıştır.

06.12.2012 tarih ve 28489 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun kapsamında, 30.03.2014 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimlerinden sonra Malatya İli Büyükşehir kapsamına alınmış bununla beraber Battalgazi İlçesi’nin teşkilat yapısı yeniden düzenlenmiştir. Yeni düzenleme ile İlçemizin mahalle sayısı 102, 2013 TÜİK verilerine göre nüfusu ise 297.806 olmuştur.

BİZANS DÖNEMİ

Doğu Roma yönetiminde uzun yıllar kalan Malatya, yine bir askeri üs olarak kullanılmıştır. Bu süre içerisinde surlar, yeniden onarılır. Fulminatris lejyonu adı verilen askeri karargâha Bizanslılar “Likandos” adını vermişlerdir. Bizans imparatoru Akilleon (457-474) Eski Malatya’yı imparatorluğun 12. Temi olarak adlandırmıştır.532 yılında imparator Justinyanus zamanında şehir surları yeniden restore edilerek müstahkem hale getirilir.

Bunun zamanında Malatya, bir eyalet merkezi durumundadır. Bizanslılar, Malatya’yı Romalılardan daha çok geliştirmişlerdir. Şehrin su ihtiyacı, bu gün olduğu gibi Derme Suyu olarak bilinen Gündüzbey su kaynaklarından karşılanmıştır. Öte yandan şehir içinde ve çevresinde bulunan kale kalıntılarından şehrin geniş bir alana yayıldığı ve Hıristiyanlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Şehir ve çevresinde çok sayıda kilise ve manastır yaptırılmış, ancak bu mabetler İslam-Bizans mücadelesi sırasında tahrip edilmiştir. Müslümanlar tarafından yaptırılan cami ve mescitler, Hıristiyanlarca aynı tarzda hareket edilerek yıktırılmıştır.

Bizanslılar, Eski Malatya’yı Sasanilere karşı bir hudut şehri olarak kullanmışlardır. 575 yılının sonbahar mevsiminde Sasanilerle Bizanslılar arasında büyük bir meydan savaşı olmuş, Sasani imparatoru I.Hüsrev yenilgiyi hazmedemeyerek intikam amacı ile şehri yakıp yıkmıştır. Uzun süre Bizanslılar ve Müslüman Araplar arasında el değiştiren Eski Malatya, Avasım şehirlerinin merkezi durumuna getirilmiştir. Anadolu’da Fırat’ın doğu kısmı Müslümanların ilk fetihleri sırasında eli geçirilmiştir. Emeviler devrinde de bu fetih tamamlanarak Anadolu’nun güney bölümü olan Adana, Ceyhan ile Fırat arasındaki toprakların kontrolü sağlanmıştır. Adana bölgesinin merkezi Tarsus, Fırat bölgesinin merkezi Malatya olmak üzere iki hudut valiliği kurulmuştur. Anadolu’nun tamamen Türkleşmesine kadar Malatya, Bizans ve Araplar arasında paylaşılamayan bir merkez konumundadır.Şehir,VII.itibaren sürekli Arap akıncıların saldırısına uğramıştır.1993 yılında Eski Malatya’da, Belediye hamamının inşaat hafriyatı sırasında ele geçen ve VII.Mikhael Dukas(1071-1078) dönemine tarihlenen altın sikkelerden de anlaşıldığı gibi Malatya’da Bizans döneminin sonu olarak karşımıza çıkar.

DULKADİROĞLU BEYLİĞİ VE OSMANLI DÖNEMİ

1317 yılında İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır döneminde, Emir Çoban büyük güç kazandı. Oğlu Timurtaş’ı Anadolu valiliğine atadı.1327’de Emir Çoban’ın ölümü ile Timurtaş yerine vekil olarak Alaaddin Eratna Bey’i bırakarak Memlûkluler’e sığındı. Eratna Bey, 1338 yılında Memlukluların Egemenliğini tanıdıysa da 1340 yılında bağımsızlığını ilan etti. Bu sırada, Elbistan ve Maraş yöresinde büyük kitleler halinde toplanmış olan, Oğuzların Bozok kolundan Dulkadir Türkmenleri, 1339 yılında Memlûkluler’e bağlı olarak Dulkadir Beyliği’ni kurdular.

Zeyneddin Karacabey, 1340 yılında Memlûklu Sultanı Melik Nasreddin Muhammed tarafından, Türkmen beyliğine ve Elbistan valiliğine atandı.1348 yılında Memlûkluler’e isyan eden Zeyneddin, Melik Zahir unvanını alarak bağımsızlığını ilan etti. Memlûkluların üzerine yürümesiyle Karacabey, Eratna beyi Mehmet Bey’e sığındı. Mehmet Bey de onu Memlûkluler’e teslim etti. Karacabey’in yerine Elbistan valiliğine atanan Halil Bey kısa sürede Malatya, Maraş ve Harput’u ele geçirdi. Dulkadiroğulları’nın güçlenmesinden kaygı duyan Memlûk Sultanı Seyfettin Berkuk, 1386 yılında beyliğin başına Sülibey’i geçirdi.

Kadı Burhanettin’in 1398 yılında Akkoyunlu Karayülük Osman Bey tarafından öldürülmesinden sonra Yıldırım Beyazıt, (Eski) Malatya ve Elbistan’ı ele geçirmeye planladı. Memlûk Sultanı Berkuk’un ölümü ile yerine geçen Ferec’in küçük yaşta olması ve devlet adamları arasında çıkan anlaşmazlıklar Yıldırım Beyazıt’a aradığı fırsatı verir.

Memlûklulardan, Malatya’nın kendisine verilmesini isteyen Beyazıt, isteği reddedilince 1399 yılında şehri kuşatarak Malatya’yı ele geçirdi. Darende de bu tarihte Osmanlılar tarafından alındı. Beyliğin başına Nasreddin Mehmet Bey geçirildi.

Bu sırada, Anadolu’da Timur İstilası başlamıştı. Timur’a karşı bazı düşmanca davranışlarda bulunan Nasreddin Mehmet, Memlûklular’e bağlılığını gösterdi. Ancak 1401 yılında Timur’un Malatya’yı yakıp yıkması üzerine Timur’un egemenliğini kabul etti. Memlûklular’le anlaşarak Timur’a karşı birlikte hareket etmek istediyse de Malatya’yı ele geçiren Osmanlılara kızgın olan Memlûklular teklifi kabul etmediler.

1402 Ankara savaşında Osmanlıların yenilmesi üzerine, Anadolu’da beylikler yeniden canlanmaya başladı. Daha sonra Dulkadiroğulları beyliği yüzünden Memluklularla Osmanlılar arasında sürekli çatışma oldu. Hersek Zade Ahmet Paşa ile Hadım Ali Paşanın komutasındaki Osmanlı ordusunun Memlûkluler’e yenilmesi üzerine, Dulkadiroğlu Alaüddevle (1479-1515) Osmanlılara karşı düşmanca bir tutum üzerine girdi. Çaldıran Savaşı’ndan sonra (1515) Yavuz Sultan Selim, Sadrazam Hadım Sinan Paşayı Dulkadir beyliği üzerine gönderdi.

Dulkadir beyi Alaüddevle, Turna Dağı Savaşı’nda yenilerek dört oğlu ile birlikte öldürüldü. Beyliğin başına Şahsuvar Bey’in oğlu Ali Bey, Osmanlı hükümdarı adına hutbe okutmak ve para bastırmak şartıyla geçirildi. Böylelikle 1515 yılından itibaren Malatya, Osmanlı hâkimiyetine geçmiş oldu. Şahsuvar oğlu Ali Bey’in 1521 yılında ölümünden sonra Dulkadiroğulları’nın toprakları Beylerbeyliği olarak Osmanlı topraklarına katıldı.( Eski) Malatya, 1515 yılından itibaren Osmanlı yönetimi altında huzur içerisinde yaşadı.1577 yılında Suriye’de, Şam Diyade adlı Türkmen aşiretlerinden Şah İsmail olduğunu iddia eden bir kişi ayaklandı. Malatya yöresindeki Türkmenlerin de ona katılmasıyla sayıları 50.000’i aşan asiler, Kırşehir yöresine kadar ilerlediler. Osmanlı Devleti bu ayaklanmayı güçlükle bastırdı.

1582 yılından sonra İran’la yapılan savaşlar Anadolu’da karışıklıkları daha da arttırdı.1582 yılında, İran’la yapılan anlaşma sonrasında Anadolu askerlerinin büyük bölümü yurtlarına döndü. Osmanlı Devleti bundan sonra Celalileri (asileri) cezalandırma yoluna gitti. Malatya yöresindeki asilerin bir kısmı yakalanarak cezalandırıldı. Geri kalanlar ise ayaklanmalarını sürdürdüler.1596 yılında Kiziroğlu Mustafa’nın adamlarından Kelp İlyas oğlu Ali, Malatya’da idi.

Kiziroğlu ve ünlü asilerden Karayazıcı’nın merkezi yönetimle olan çatışmaları, Malatya yöresine büyük zarar verdi. Sivas beylerbeyi Ahmet Paşa, halka zulümle davrandı. Emri altındaki askerler her yeri yağmaladılar. Arapgir kadısı Taret Efendi’nin İstanbul’a gönderdiği 1603 tarihli mektuplar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.

XIX. yüzyılın başlarında, Malatya kenti harap bir durumdaydı. Yılın yaklaşık 9 ayını bağlarda geçiren halk, bu yörelere yerleşme eğilimindeydi. Kent de bu sebepten dolayı gelişemiyordu. 1835 yılında Malatya’dan geçen J.Brand, kentin sürekli eşkıya saldırısına uğradığını sıkça görülen salgın hastalıklardan zarar gördüğünü anlatır.

1838 yılında, Osmanlı ordusu komutanı Hafız Paşa, karargâhını Harput Mezereden, Eski Malatya’ya taşıyınca, bölge (Battalgazi) zamanla terk edilmeye başlandı. Askerlerini barındıracağı ev bulamayan Hafız Paşa, bağlara göçen halkın evlerine el koydu. Ordu, 1838-1839 kışını Eski Malatya’da geçirince kent halkı bağlara sığınmak zorunda kaldı. Bağların bulunduğu Asbuzu yöresi (bugünkü) Malatya olarak gelişmeye başladı. Ordu Nizip Savaşı için Eski Malatya’dan ayrıldıktan sonra, halk harap olmuş evlerine dönemedi. Eski Malatya’dan geçen İngiliz gezgin W.E Ainsworth, askerlerin ayrıldığı kentte, yıkık 500 ev bulunduğunu yazmaktadır. Charles Texier ‘de, kervansarayların ıssız, evlerin perişan olduğunu belirttikten sonra Eski Malatya’nın yakında kent olmaktan çıkacağını yazmaktadır. Yeni Malatya’nın kurulduğu Asbuzu yöresi, sulu bahçeler ve bağlardan oluşmaktaydı. Ayrıca bağ ve çevrelerinde ufak yerleşim yerleri de bulunmaktaydı. Zamanla dış mahalleler Asbuzu ile birleşti.

Malatya XIX. yüzyıl boyunca küçük bir kent olarak kalmış, asıl gelişmesi Cumhuriyet döneminde olmuştur.1521 yılında Maraş (Dulkadiriye) eyaleti kurulduğunda Malatya bu eyalete bağlı bir sancaktı. Ayn-ı Ali Efendinin Kavanıni Al-i Osman risalesine göre, 1609 yılında Maraş eyaleti sancakları arasında Malatya’da bulunuyordu. Bu durum uzun süre değişmemiştir.

Başbakanlık arşivi, Maliyeden müdevver 9.590 numaralı deftere göre, 1777-1787 yıllarında Malatya, Rakka (Suriye şehri) eyaletine bağlıydı. Bu tarihte Malatya Sancağının kazaları şunlardır: Kâhta, Taşabad, Şurema Bucak, Gerger, Besni, Hısnımansur(Adıyaman),Samsat, Dostibirke. Bu dönemde Arapgir, Sivas eyaletine bağlı bir sancaktı. Darende ise Sivas eyaletine bağlı olan Divriği sancağının kazasıydı.

Eski Malatya’da 1518-1530-1560 yıllarında üç defa sayım yapılmıştır.1530 yılında kent nüfusu 7300 kadardı.1560 yılında ise8700’ü bulmuştur. XVI. yüzyıl ortalarında Eski Malatya’da 32 mahalle vardı.

Malatya yöresi, Osmanlıların klasik dönemde, Maraş eyaletine bağlı bir Liva (Sancak) idi. 1831 yılında yapılan idari değişikle, Eski Malatya Livası, Maraş Merkez Liva, Samsat ve Gerger Livalarıyla birlikte Maraş eyaleti sınırları içinde yer alır.

1847 yılındaki idari bölünmede Malatya Livasının bu defa Harput eyaletine bağlandığı görülmektedir. Malatya’nın yanı sıra, Harput eyaletinin diğer Livaları Merkez Liva, Arapgir ve Besni’dir.1867 yılındaki vilayet nizamnamesi ile Malatya Liva olmaktan çıkıyor ve kazaya dönüşüyordu. Bu dönemde Malatya Kazası Diyarbakır vilayetinin Mamuret-ül Aziz sancağına bağlı kazası idi.

1877 yılında yayınlanan Diyarbakır Vilayet Salnamesi’ne göre Malatya, Diyarbakır vilayetine bağlı bir sancaktır. Bu dönemde, Malatya sancağının kazaları sırasıyla, Akçadağ, Besni, Hısnımansur ve Kâhta idi. Arapgir kazası ise Mamuretü-l Azize bağlıydı.

1892 yılındaki Salnamede ise Malatya sancağının Diyarbakır vilayetinden alınarak, Mamuret-ül Aziz vilayetine verildiği görülmektedir. Bu dönem de, Malatya sancağının kazaları, 1877 yılındaki durumlarını muhafaza etmekteydi. Cuinet, Malatya Sancağının 1891 yılında 5 kazası, 9 nahiyesi ve toplam 1240 köyü olduğunu yazmaktadır.1918 yılında Malatya sancağı, 1892 yılındaki durumunu korudu. 1881-1893 yılları arasında Malatya Merkez Kazasının 133.244 kişi nüfusu vardı. Cuinet,1892 yılında Malatya sancağının toplam nüfusunun 216.280 olduğunu belirtmektedir. Cumhuriyetle birlikte (20 Nisan 1924 Anayasası 89.maddesi) il olan Malatya, yabancı işgaline uğramayan, nadir kentlerden biridir.

Malatya “Ali Galip olayı” olarak bilinen ve Mustafa Kemal’in tutuklanmasını amaçlayan olayın dışında önemli bir hadiseye şahit olmamıştır. Malatya, Mondros Mütarekesi döneminde, Karargâhı Diyarbakır olan 13.kolordunun denetimi altınaydı. Yemenden, İstanbul’a kadar büyük bir alanda süren mücadeleler kayıplara sebep olmuştur.1877-1878 de Rus savaşına katılan ve donarak ölen askerlerin büyük çoğunluğu bu yöre insanlarıdır.

Erzurum ve Yemen türkülerinin manilerinin söylenmesi bu süreçlerde ortaya çıkmıştır. Bu karışık günlerde, Malatya yöresinin insanları diğer vilayetlerdeki vatansever halk ile birlikte mili direnişe katılmışlardır. Bu halk mücadeleleri 1918 yıllarına kadar devam etmiştir. Mustafa Kemal’in emriyle vatan savunmasının her safhasında görev almışlardır.

 

CUMHURİYET DÖNEMİ

1838 yıllarında, Eski Malatya’nın terkedilişi aynı zamanda osmanlı İmparatorluğunun tükeniş zamanına rastlar. 1826 da yeniçeri ocağının kapatılması ile Askeriyenin zayıflaması, İdarece kötü bir yönetim sergilenmesi, II. Mahmut dönemidir. Devleti yeniden güçlendirme çabaları içine düşen yönetim, aynı zamanda bir çok yerde toprak kayıplarını engelleyemiyordu.

İşte ; Eski Malatya, yüzyıllarca hüküm süren bir imparatorluğun çöküşü paralelliğinde terkedilmiştir. O zamanlar Anadolu topraklarının en zor dönemi yaşaması, Mevcut varlığını yitirmeye başlaması, ekonomisinin her yönüyle tükenmesi, büyük göçlerin yaşanması, kısaca yaşamın tam durma noktasındadır.

Zaten yeterli çabalarının karşılığını alamayan (Eski) Malatya, aspuzu yaylasında, tarıma daha çok ağırlık verme gayretiyle yerleşmiştir. bir kısmı zaten boş olan evlerden başka, geri kalan halkı da, buraya yerleşen ordu sebebiyle, Eski Malatya yı terketmek zorunda kalmışlardı.

İşte bu dönemlerde, Devletin en üst kademelerinde büyük karışıklıklar yaşanıyordu.

1839 da başa geçen Padişah Abdulmecit, Tanzimatı ilan etti. Ancak bu yenilenme çabaları, aydın kesimlerin idareye yoğun olarak karışmalarına, eleştiri dozunun artmasına, yönetime katılma isteğine ve bir başıboşluk meydana gelmesine neden oldu. Bu dönemde güçlenen basın büyük bir halk muhalefetinin ortaya çıkmasına sebep oluyordu ve büyük bir iç karışıklık yaşanıyordu.

Başta İstanbul olmak üzere, Anadolu topraklarına düşman askerlerinin girmesi, Osmanlının son yönetiminin idaredeki rehaveti nedeniyle, dış güçlerin Osmanlı topraklarına göz dikmelerine sebep olmuştur. Güçlü bir yapılanmayı ihmal eden o dönemin Osmanlı idaresi, baskı altında ve ekonomisi çok zayıf bir durumda düşmana teslim olup-olmama vaziyetine düşmüştür. Bu süre zarfında askere çağrılan gençlerin bir çoğu, çok dağınık bir alanda meydana gelen savunmalarda şehit olmuşlardır. Yemenden, İstanbula kadar büyük bir alanda süren mücadeleler kayıplara sebep olmuştur.1877-1878 de Rus savaşına katılan ve donarak ölen askerlerin büyük çoğunluğu bu yöre insanlarıdır. Çeşitli Erzurum ve Yemen türkülerinin, manilerinin söylenmesi bu süreçlerde ortaya çıkmıştır.

Bu karışık günlerde, Malatya yöresinin insanları diğer vilayetlerdeki vatansever halk ile birlikte mücadelelere katılmışlardır. Bu halk mücadeleleri 1918 yıllarına kadar devam etmiştir.

Mustafa Kemal’in emriyle Vatan savunma satıhlarında görev almışlardır .

Malatya, Kurtuluş mücadelelerini, Kurtuluş savaşını yeni kurulduğu yerinde karşılamıştır. Kurtuluş Savaşına katılan Malatya halkı, erlerinin çoğu Anadolunun bir çok vilayetinden katılanlar ile birlikte savaşta şehit düşerek geri dönmemişlerdir.

İşte bu zor şartlarda Malatya yeni yerinde, Osmanlının Devet yönetiminin şekil değiştirdiği; Tanzimatı ilan ettiği tarih ile Cumhuriyetin kuruluşuna kadar geçen bir zaman zarfında kurulmuştur.

Tarihte tüm eski Türk devletlerinin gerek kuruluşuna gerekse kalkınmasına tanık olmuş, ev sahipliği yapmış ve yaşamış olan, her medeniyet devrinin değişikliğini içerisinde barındıran; Eski Malatya, nihayetinde bu dönemlerde terkedilmiş, Çağdaş Türkiye kurulurken yani, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğunda artk ;Yeni Malatya vardır.

Bu sebeptendir ki ;Malatya ilinin tarihi dendiğinde, Eski Malatyanın, yani; Battalgazi İlçesinin tarihi olarak anlaşılmalıdır.

Eski Malatya, Türk Tarihinde bir devrin kapanışı ve bir devrin kuruluşuna, fiziki yapısıyla, yer değişimiyle katılan bir temsilci olma niteliğindedir. Bir devletin yıkılışıyla ,bulunduğu konumu terketmiş, yeni bir devletin kuruluşuyla da yeni bir bölgede yeniden filizlenmiştir.

Malatya, Cumhuriyeti yeni yerinde, yeniden doğarak karşılayan bir İl olmuştur.

Kaynak: Battalgazi Belediyesi