ORDU TARİHİ EVLERİ – ORDU

ORDU TARİHİ EVLERİ – ORDU

Ordu’nun bütün köylerinde halk eskiden ahşap ağırlıklı evlerde otururlardı. Bu köy evleri ile ahır ve ağıl gibi yapıların tamamı çevredeki meşe, gürgen, pelit, çınar kavak gibi ağaçlarla inşa edilirdi. Çoğu zaman bu tür ağaçlar yakacak odun olarak da kullanılmaktaydı. Bu hal zamanla ormanlara büyük zararlar vermiş ve ormanların yıl yıl azalmasına, eriyip yok olmalarına sebep olmuştur. Ormanlar açılınca meydana gelen boş topraklara da önce tarlalar yapılmış, mısır, buğday ve arpa ekilmişti. Bu tarla ürünlerinin zamanla arasına fındık da köklenmişti. Böylece ormandan açılan boş araziler sonunda fındık bahçesine dönüştürülmüştü.

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Karadeniz’in köylerinde balta ile yontularak elde edilen kalın, kabataslak tahta ve kirişlerle yapılmış çok eski tarihi ahşap evlere rastlanmakta idi. Köylerde yalnız ahşap malzeme ile yapılmış, çok güzel, binalar vardı. İki katlı ve geniş bu evlerin ocaklı birer odaları vardı. Bu tip eski köy evleri çevrede yetişen ağaçlarla yapılırken bunların üzerine de daha kalın kağaç kirişler atılmak suretiyle inşa olunurdu. İki katlı bu evlerin alt katında genelde ahırlar olurdu. Ahırın tabanı “Döşeme” adı verilen ağaçlarla döşenirdi. Ahırların üzerinde ev olarak kullanılan kısımda kalın tahta ve kirişlerle yapılan odalar ve kiler olurdu.

Odaların taban ve tavanları gene tahta ile döşenmiş ve çatıları da tümü birden hartama ile örtülürdü. Mutfak odası gayet geniş olurdu. Günlük yaşam mutfakta geçerdi. Yine mutfakta içinde ateş yakılan genişçe bir yer ocağı muhakkak vardı… Ocağın üst kısmı duman çıkışı için büyükçe bir delik halinde çatının üstünü aşacak şekilde yükseltilirdi. Ocakta yanan ateşle hem yemek yapılır, hem de kızdırılan pilekilerde veya saclarda evin ihtiyacı olan mısır ekmeği börek yufka pişirilirdi. Ayrıca bu ateşle ev ısıtılır, çok üşündüğü zaman ocak başında ateşin karşısına geçilerek keyifle ısınılırdı.

Evlerin ısıtılmasında sac sobalardan ve kuzinelerden de faydalanılmakla ise de o zamanlar her evde soba mevcut değildi. Öyle zannediyorum ki sac sobaların geçmişi de öyle pek fazla eskilere dayanmıyordu. Gazyağının bulunmadığı yer ve zamanlarda evler ocaklarda yakılan ateş ve çıra ışıklarıyla aydınlatılmaktaydı. Odalarda seki de denilen sedirler vardı. Kapının bulunduğu cephede yatak dolabı ile çeşitli raflar bulunmaktaydı. Yine eski evlerde yatak odalarında ya da mutfaklarda olmazsa olmazlardan olan sandık şeklinde küçük ve dar gusülhaneler mevcut olurdu. Bu evler hem dış görünüşleri itibariyle, hem de içlerinde oturulurken insana dünyada değil de sanki tarihin tozlu yaprakları arasında yaşıyormuşluk hissini verirdi.

Her evin mutlak surette bir helası mevcut idi. Bu tarz eski evlerin sonuncuları varlıklarını uzun yıllara kadar devam ettirmişler ve bu tarihten itibaren bunlar da sökülerek yerlerini yeni evlere bırakmaya başlamışlardı. Bazı evlerin küçücük pencerelerinin yağlı kartonsu kâğıtlarla kapatıldığını hatırlamaktayım. Öyle anlaşılıyor ki henüz cama kolay kolay ulaşamadığı için kışın şiddetli soğuklarına karşı bu evlere çok küçük birer pencere konulurdu. Bu pencereler gündüzleri açık tutulur, geceleri de sürgülü ahşap kepenkler kapatılırdı.

Ev yapmak için çok eski yıllarda gerekli ahşap malzeme balta ile yonulurdu. Ağaçları biçme işi daha iyi gelişmiş hızarlarla yapılmaya ve istenilen ebatta tahta ve kalas elde edilmeye başlandıktan sonra çok daha güzel binalar inşa olunmuştu. Bu evlerin pencereleri büyütülmüş, zaman içinde cam ve çerçeveye ulaşılmış, odalara yeni dolaplar ilave edilmiş, doğrama işlerine yenilikler getirilmiş, tavan süsleme işlerinde yeni yeni motiflere yer verilmişti. Ateş yakılan ocakların taş işçiliğinde de büyük gelişmeler olmuştu. Eski binalarda balkon yokken sonradan yapılanlara balkon ve cumbalar konmaya başlanmış, bazılarında oda sayısı üçe çıkarılmıştı.

19. yüzyılın sonlarına doğru, 1877-1878 Osmanlı-Rus harbi felaketine rağmen Ordu ve çevresinde ahşap ve taş binaların en güzel örnekleri yapılmaya halen devam ediyordu. Paşaoğlu konağı, Gosti Ağanın Sarı Konağı, eski Vali Konağı, Kahraman Sağra Konağı, Recai Bey köşkü gibi birçok değerli yapı gerek marangozluk, gerek doğramacılık sanatı ve gerekse taş işçiliği bakımından her biri eşsiz sanat eserleri idi. Odaların içinde sedir, büyük ve küçük boy gömme dolaplar, raflar, çok güzel bir şekilde tezyin edilmiş tavanlarla süslenmişti. Ocaklarda da fevkalade güzellikte taş işçiliği vardı. Bu binayı yapan ustalar gerek ahşap işçiliğinde gerekse ocaklarının taş işçiliğinde gerçekten büyük bir ustalık ortaya koymuş, sanat değeri yüksek olan bir eser meydana getirmişlerdi. O zamanlar bu bina hal ve vakitleri yerinde olan ve çok kalabalık bir aile durumunda bulunan sülalelerine ait binalardı. Bu kabil binaların gerek ahşap işçiliğini gerekse doğrama ve tezyinat işlerini yapan dülger ve marangozların çok zengin bir alet ve edevat koleksiyonları vardı.

Tahta ile bina inşa ederken eski dülgerler ve ustalar marangozluk sanatının inceliklerine vakıf insanlardı. Bu sanatkarlar tahtaların her iki başına kendine mahsus bir sistemle çok hassas biçimde “yaka açma” yaparlardı. Ahşap tahtalarda açılan bu yakaların kusursuz bir şekilde yerli yerine oturtulması gerekirdi. Tahtalar arasındaki birleşme çizgisinin fark edilmeyecek derecede belirsiz olması çok önemsenirdi. Hatta tahtaların hava geçirmeyecek bir mükemmeliyette bulunması dülgerlik ve marangozluk sanatının en önemli ustalık göstergesiydi.Eski ordu evleri böyle yapılırdı

 Ne yazık ki bu değerli sanat ustaları tahta evlerin ortadan kalkmasıyla birbir yok olmuş, onlarda meslekleriyle birlikte tarihe karışmışlardı. Eski yıllarda bu binaların iç mimarisinde de çok güzel süslemeler yapılırdı. Evlerde özlü çam, ceviz ve kestane gibi çok değerli keresteler kullanılarak tavan, tavan göbeği ve kenarları çeşitli şekil ve motiflerle en güzel biçimde süslenilir, şekillendirilirdi. Kapı, dolap ve raf yapımında doğramacılık sanatının zirvesine varılmış, asırlar boyu yaşayacak eşsiz eserler meydana getirilmişti. Bilhassa camilerde mihrap, minber ve kürsülerde bunun en güzel örneklerine rastlamak mümkündü.

Uzun yıllar süren gelişme seyri içinde köy evlerinin planları üzerinde klasik tarza da bağlı kalarak bazı değişiklikler yapılmış, oda adedi ikiden üçe çıkarılmış, pencereler büyütülmüş, sayıları artırılmış, cam ve çerçeve takılmıştı. Evlerin içi daha teşkilatlı ve daha kullanışlı hale getirilmiş, etrafına bir, iki hatta üç balkon konmuş ve yazları oturmak için ön balkona genişçe bir cumba ilave olunmuştu. Bu tip ahşap evler her türlü depreme karşı da çok dayanıklı idiler.

ÖRNEKLER:

Recai Bey Köşkü

Sarı Konak / Ordu

Çamaş’ta bulunan Cevat Bey Konağı

Ordu’da restore edilen Kahraman Sağra Konağı

Ordu’da müze olarak kullanılan Paşaoğlu Konağı

Maşallah yazılı Ordu konağı

KAYNAK: MEMLEKET ORDU NET