ESKİGEDİZ – KÜTAHYA

ESKİGEDİZ – KÜTAHYA

Gediz’e ait bilinen en eski veriler, İlkçağ’ da Frigler dönemine rastlamaktadır. Önceleri Kadoi adı ile anılan kent Frigler Dönemi’nde Frigyalı kahraman Kadis adına yeniden kurularak Kadus adını almıştır. Halk arasında Kışlak Önü (Kışla Önü) diye bilinen bu bölge ile Baka mevkii üzerinde o günkü adı ile ‘Ermüs’ olan Gediz çayı üzerinde kurulmuş bir yerleşmedir. Bu bölge Murat Dağı’nın tek geçit veren noktası olması nedeniyle da özel bir öneme sahiptir.

Frigya’nın Büyük ve Küçük Frigya olarak ayrılmasının ardından Kütahya’nın diğer ilçeleriyle birlikte Kadus Küçük Firigya’nın Epiked kısmı topraklarına dahil olmuştur. İskender zamanında bir Makedonya kolonisi olan Kadus, Roma döneminde Kadi adıyla bilinmektedir (Yurt Ansiklopedisi, 1983, 5315). Ramsay Frigya’nın Şehirleri ve Piskoposlukları hakkında bilgi verirken yerleşimden de bahsederle. Roma Dönemi’nde Asya Vilayeti Yolları’ nda yerleşimi Kadoi olarak anar.

Frigya döneminde Eskigediz’in kurulu olduğu vadinin göl olduğu sanılmaktadır. Yerleşme içinde “Koca Kayıkhane” olarak anılan bir mevkiinin bulunması, bu alanda bir göl veya debisi taşımacılığa uygun bir akarsu olduğu görüşünü güçlendirmektedir. Ayrıca, Hisar Mahallesi’nde yer alan “Kal’a” adı verilen bölgede kayalara oyulmuş basamaklardan sandallara binildiği ve balık tutulduğu söylenmektedir. Bu basamakların bittiği noktanın suyun seviyesini belirlediği görüşü hakimdir. Yakın zamana kadar bu kaya yontma basamakların kenarında sandalların bağlandığı düşünülen demir tokaların varlığı bilinmektedir ancak bu demir tokmaklardan günümüze bir iz kalmamıştır.

Selçuklular ve Germiyanoğulları dönemlerinde sancak olarak yönetilen yerleşim 1428’den sonra Osmanlı topraklarına katılmış, 1871 yılında da kaza merkezi olmuştur (Yurt Ansiklopedisi, 1983, 5315). Selçuklular Dönemi’nde ahilerin buraya gelerek Ahiler Mahallesi’ni kurduğu ve bu sırada bugünkü adı Serdar Cami olan ve yerleşirinin en eski dini yapısı olarak bilinen Umurbey Mescidi’ni yaptırdıkları söylenmektedir.

Yerleşmedeki en eski eserler Hisarardı’ndaki antik yerleşmeye su taşımak için yapıldığı sanılan su kemeri ve yapımında iki mermer heykelin devşirme malzeme olarak kullanıldığı Debboy Köprüsü ve 1676 tarihinde, Celali İsyanları sırasında Kuyucu Murat Paşa tarafından güvenlik koşulları öne sürülerek yıktırılan Hisarardı Kalesi’ dır. Gediz’e 1540 yılında Mustafa Bin Hamza tarafından yaptırılan ve ilk kubbeli cami olan Kurşunlu Cami ile çizimlerini Mimar Sinan’ın, inşaatını da kalfası Süleyman Çavuş’un yaptığı söylenilen, 1553 yılında Darüssade Ağası Gazanfer Ağa tarafından yaptırılan ULU Cami ya da diğer adıyla Gazanfer Ağa Cami yer almaktadır. Ancak her iki cami de 1970 yılındaki depremde yıkılmış ve orijinal durumunu koruyamamıştır. Yerleşmedeki Gazanfer Ağa Hamamı da aynı dönemde inşa edilen ancak 1970 depreminden sonra kullanılamayacak derecede hasar gören önemli yapılardan biridir.

17. yüzyılda kenti gezen Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Gediz’ den şöyle söz etmektedir: “… Gedüs adlı Rum kralı yapısıdır. Evvela Germiyanoğulları Yakup Bey, ondan da Yıldırım Han zaptetmiştir. Kalesini, Kuyucu Murad Paşa, bir daha Celali sığınmasın diye yıktırmıştır. Gedüs Şehri Germiyan toprağında Kütahya eyaletinde serbest zeamettir. Birkaç kere Darüssade Kapı ağalığına has olmuştur. Hala zeamet subaşılığıdır. Vali el koyamaz. 300 akçe ile Şerif kazadır. Kethüda yeri, Şeyhülislamı, Nakibi, uleması çoktur. Azmi-zade Çelebi bir mübarek zattır. Murad Ağa, zeamet sahibi Beyzade Yusuf Ağa ve silahtar sipahi halifesi Gedüslü Mehmet Efendi pederi Mustafa Ağa vilayet ayanındandır. Gedüs kayalık bir dere içindedir. Otuz yılda bir meşhur cambaz taifesi Gedüs’ e gelip, kale kayasına ip bağlayıp, tepesine çıkan post sahibi pehlivanlar ser çeşmesi olur. Çoğu parça, parça olur. Kale bu derece kayalar üzerinde yüksektir. Halk dilinde “Canbaz Kalesi” derler. Evler birbiri üstüne kattır. Yolları iniş yokuşlar, 2000 toprak örtülü evlerdir. 13 mahalle, 20 mihraptır. Eski cami, mahkeme yakınındaki Hacı Mustafa Cami kapıp üzerinde tarihi budur; sene 957. Çarşı içinde Gazanfer Ağa Cami kurşun örtülüdür, kapısı üzerinde tarih budur; sene 998, hamamın tarihi budur; sene 995. Bütün imaret, han, medrese, mektep ve çeşmeleri Gazanfer Ağa hayratıdır. Üçüncü Sultan Murat’ın Kapı Ağası imiş. Kargır dükkanları 95’dir…” (Zıllıoğlu, 1985,510-512).

1676 tarihinde Gediz’in Hisarardı Kalesi, yukarıda belirtildiği gibi, Celali isyanları sırasında Kuyucu Murat Paşa tarafından güvenlik koşulları öne sürülerek yıktırılmıştır (Zıllıoğlu, 1985, 511). Aynı dönemde kurulan Salur (eski bir Türk Boyu) Mahallesi Celali isyanlarından korunamayarak Salur Köyü’ nü terk ederek buraya yerleşen halk tarafından kurulmuştur.

19. Yüzyılda bölgeyi gezen Texier, Gediz’in oldukça engebeli bir arazi yapısı olduğunu ve bu oluşumun doğuda Eskişehir’ den batıda Gediz’ e kadar bütün Frigya’ da izlenebildiğini söyler (Texier, 1862, 391). Yerleşimi ise şöyle tanımlar; Nehre hakim olan sivri esasen burkanı doğan üstünde vakti ile bir şato vardı. Ondan evvelde Kadı şehrinin hisarı bulunmak tabidir. Yerliler bu mevkiye kale derler. Kaleler üzerinde yontulmuş bir kaç merdiven basamağı görülmektedir (Texier, 1862, 406-407).

Ali Cevad Gediz ile ilgili şu bilgileri vermektedir: “…Eski Kadi Kenti’nin yerinde, Hermus’un kaynağına yakın bir uçurumun kenarına kurulmuştur. İzmir ve yörenin öbür kentleriyle ulaşım bağlantısı, kentin önemini arttırmıştır. Evleri Siyah killi toprakla örtülü olduğu için, iç karartıcı bir görünümü vardır. Kentte üstten bakan bir tepenin üzerinde çok eski bir kale bulunur. Bugün bile kayaların üzerinde merdiven basamaklarını bulabilmek olasıdır. Eski Makedonya göçmenlerinin yerleştirildiği bu kasabaya ‘Kadı Sekenesi’ adı verilmiştir…” (Yurt Ansiklopedisi, 1983, 5315).

Gediz kurulduğu tarihten itibaren konumu ve zemin özellikleri nedeniyle sık doğal afetlerle karşı karşıya kalmıştır. 1875, 1901, 1911 ve 1945 yılında meydana gelen sel felaketlerinde toplam 88 kişi ölmüştür. Özellikle 1875 yılındaki sel baskını sırasında yerleşmenin kuzeyinden ULU Cami’ye kadar olan bölgede sıralanmış 15-20 adet tabakhanenin yıkılması yerleşmedeki debbağlık zanaatının ölmesine neden olmuştur.

Gediz yerleşiminin kaderini ve adını değiştiren en önemli doğal afet ise 28 Mart 1970 tarihinde Cumartesi günü saat 23:06′ da gerçekleşen ve kayıtlara Gediz Depremi olarak geçen doğal afettir. Çeşitli kaynaklara göre 1086 kişi hayatını kaybetmiş, 14.414 yapı yıkılmış, birçok yapı kullanılamaz duruma gelmiştir. Depremin kış ayında meydana gelmesi nedeniyle yapılar sadece yıkılarak değil, geleneksel sistemde ısınılan yapılarda soba ve ocakların devrilmesi nedeniyle yanarak da büyük hasara uğramışlardır (Yurt Ansiklopedisi, 1983, 5284).

Gediz yerleşiminin taşınması daha önce de gündeme gelmiş fakat o dönemde bu fikir hayata geçmemiştir. 1911 yılında büyük bir yangınla yerleşmenin önemli bir kısmı hasar gördüğü halde, başka bir yerde yeniden kurulması düşüncesi bazı çevrelerce olumlu karşılanmamıştır. Aynı yere yeniden kurulan kentin bu nedenle iyi gelişme gösteremediği düşünülmüştür. Gediz’in sel baskını, toprak kayması gibi felaketlerin oluşmasına neden olan topografik yapı ve deprem felaketinin oldukça etkili yaşanmasına neden olan tektonik yapıya sahip olması gerekçe .gösterilerek 1911 yılında gerçekleştirilemeyen yerleşmenin taşınma kararı 05.08.1970 tarihinde 7/1164 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uygulamaya konulmuştur. Yerleşme Simav karayolu üzerindeki Eskigediz’e 7 km. mesafedeki “Karılar Pazarı” olarak anılan mevkie taşınmıştır. Gerek topografik gerekse iklimsel özellikler açısından bugünkü Eskigediz’den çok farklı olan, ova yerleşmesi kurulmuş ve Gediz adı ile beraber ilçe merkezi olma statüsünü de almıştır.

Kaynak: Çağlar Boyunca Gediz (Eskigediz Belediyesi Kültür Yayınları)

Fotoğraflar: Mustafa Gürelli